Semptom Nedir?

symptom – belirti / semptom

1. normal işlevsellikten sapan, olağandışı durum; bir bozukluk ya da hastalığa işaret eden olay ya da durum değişikliği. Örnek: Varsanı, şizofreninin (pozitif belirtili tip) belirtileri arasındadır. 2. psikoanalitik kuramda, bastırılmış dürtü, duygu veya anıların, bunlara karşı kullanılan bilinçdışı savunma mekanizmaları aracılığıyla, simgesel olarak ifade edilen psikopatoloji belirtilerine dönüşmesi.

Karakaş, S. (2017). Prof. Dr. Sirel Karakaş Psikoloji Sözlüğü:
Bilgisayar Programı ve Veritabanı – www.psikolojisozlugu.com (sürüm: 5.2.0/2022)

Freud, psikanalizi semptomlara/belirtilere anlam vererek kurmuştur. Studies on Hysteria (1895d) sonrasında kaleme aldığı yazılarında semptomun araştırılmasını sürdürmüştür. O dönemde psikiyatri, semptomu ruhsal yaşamın [psychic life] opak/kapalı/anlaşılmaz ve aykırı/saçma bir olgusuna indirgemekteydi. Freud ise bilinçdışının dinamiklerini ve çatışmaların gelişimini anlamak amacıyla semptomun belirgin ve olağandışı özelliklerine odaklanmıştır.

Belirti savunma ile eşdeğer kabul edilemez; çünkü savunma mekanizması daha genel bir nitelik taşır ve işlevi daha az açıktır. Dahası, savunmalar bastırma başarılı olduğunda, yansıtma belirgin olduğunda ve yansıtmanın etkileri doğal karşılandığında etkili biçimde işler. Benzer şekilde, nevrotik davranışlar ve sakar eylemler [parapraxis] özne için işe yarar olduğu ölçüde, bunların bilinçdışı nedenleri görünür değildir ve göz ardı edilir.

Semptom, anksiyeteden de ayrıdır. Anksiyete, belirtiye kıyasla çok daha gürültülüdür; bununla birlikte belirtiyle yakından ilişkilidir. Anksiyete, bir aciliyet duygusundan semptoma doğru ilerleyen süreci başlatan alarmı verir. Nitekim semptom, anksiyetenin yangınlarını söndürüyormuş gibi görünür; ancak bunu gerçekleştirecek araçlara sahip değildir. Daha kesin bir ifadeyle, semptom, anksiyeteyi tetikleyen durumdan farklı yeni bir durum örgütleyerek anksiyeteye son verir. Böylece semptom, anksiyetenin yetersiz içsel deşarjını düzeltir ve psişeye bağlanma ve temsil için başka olanaklar sunar. Bu yeni durum, semptomun doğasını tanımlar ve kapsamını gösterir. Sonuçta semptomu kuran dürtüdür; bu nedenle Freud, semptom ile inhibisyon/ketlenme arasında ayrım yapmıştır (1926d [1925]).

Bastırma (repression) başarısız olduğunda, dürtü (drive) yüzeye çıkabilir; ancak bastırma, onu başka bir yöne saptıracak (divert) yeterli güce sahiptir. Bu nedenle belirti (symptom) bir uzlaşma oluşumu (compromise formation) olarak meydana gelir.

Bir düzeyde bu uzlaşma, bilinçdışı ya da bilinçöncesi ile bilinç arasındaki sansüre ilişkindir. Başka bir düzeyde ise farklı ruhsal failler arasında bir çatışma söz konusudur ve burada süperego örgütleyici rolü üstlenir. Freud daha sonra, ego ile id arasındaki çatışmanın nevrozu tanımladığını; buna karşılık ego ile gerçeklik arasındaki çatışmanın psikozu karakterize ettiğini ileri sürmüştür (1924b [1923]).

Dolayısıyla semptomun izlediği seyir her zaman bilinçdışına bağlıdır. Sonunda duygulanım ile temsilin etkileşimi bastırmaya üstün gelir. Bu durum, konversiyon histeriğinde [conversion hysteric] görülür; kişi, eylem olarak özgün durumuna gerilemiş (regressed) bir duygulanımla kendi bedenini işaretlediği için yarı-innervasyon [quasi innervation] yaşar [Quasi innervation (yarı-innervasyon), psikanalitik bağlamda -özellikle Sigmund Freud’un konversiyon histerisi kuramında- gerçek bir nörolojik sinirsel uyarım [innervation] olmaksızın, bedende sanki organik bir sinirsel iletim varmış gibi ortaya çıkan işlevsel belirtiyi ifade eder. Yarı-innervasyon organik bir nörolojik patoloji olmaksızın, ruhsal kökenli bir duygulanımın bedensel bir belirtiye dönüşmesiyle ortaya çıkan işlevsel bir “sözde sinirsel uyarım” durumudur.]. Ardından her fantezi, işlevi kısıtlayıcı fakat özne için bir bakıma konforlu bir semptoma dönüşür. Kısa süre sonra aynı süreç bir fobi aracılığıyla yansıtılır ve bir temsilde donarak sabitlenir; bu durum duygulanımda bir boşluk bırakır ve bu boşluk anksiyete ile doldurulur (Freud, 1915d, 1915e). Arzunun ve savunmanın ikircikli doğası nedeniyle, egonun “ülkedışılık/ülke dışı dokunulmazlığı” [extraterritoriality] durumunda kurduğu semptom (1926d [1925], s. 97), tıpkı yabancı bir ordunun adım adım ilerlemesi gibi, gözetimini fobik nesnenin ötesine, onunla yankılanabilecek [resonate] her türlü fantazmatik nesneye [fantasmatic object] doğru genişleterek güç kazanır. Obsesyonel kişinin savunucu ritüelleri de benzer biçimde düşüncenin istilasıyla erotize olur [Zorlayıcı düşünceler, savunma ritüellerini yalnızca kaygı azaltan işlemler olmaktan çıkarıp, dürtüsel haz içeren yapılara dönüştürür.]

Son olarak, egonun sınırlarının ötesinde, semptom görece bir kazanç sağlayabilir; hem kişi hem de çevresindekiler, Freud’un “ikincil kazanç” [secondary gain] olarak adlandırdığı yararı elde edebilir (1926d [1925], s. 99–100). Örneğin semptom, ortaya çıktığı ya da örgütlediği yapısal alanda içsel bir denge kurabilir. Patolojinin çeşitliliği öyledir ki, semptom kendi sınırlarının ötesinde önleyici [preventive] ya da onarıcı [reparative] bir işlev de görebilir. Nitekim bir obsesyonun depresif bir epizodu öncelemesi ya da izlemesi ya da bir halüsinasyonun ruhsal yaşamın artık kabul edemediği bir şeyi gerçek kılması bu duruma örnek verilebilir.

Kaynak:

Mijolla, A. de (Ed.). (2005). Symptom. İçinde International dictionary of psychoanalysis (s. 1714). Detroit, MI: Macmillan Reference USA.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir