Ruhsal Belirlenimcilik (Psişik Determinizm) Nedir?

Ruhsal Belirlenimcilik [psişik belirlemecilik / psişik belirlenimcilik / psişik determinizm (Psychic Determinism)], tüm ruhsal olayların önceki ruhsal olaylar tarafından belirlendiğini ya da tüm ruhsal olayların neden-sonuç yasasına tabi olduğunu ileri süren geniş kapsamlı kuramsal bir ilkedir. Freud (1915/1916), düşünceler, semptomlar, rüyalar ve dil sürçmeleri de dâhil olmak üzere ruhsal fenomenlerin hiçbir zaman rastlantısal olarak görülmemesi gerektiğini savunmak için ruhsal belirlenimcilik ilkesini kullanmıştır; tüm ruhsal fenomenler anlamlıdır, ancak bu anlamın bilinçdışı olduğu ortaya çıkabilir. Ruhsal belirlenimcilik, psikanalitik yöntemin hastadan aklına gelen her şeyi söylemesinin istendiği “temel kural”ını [fundamental rule] gerekçelendiren ilkedir. Freud’un ileri sürdüğü gibi, serbest çağrışım sırasında düşünce akışı üzerindeki bilinçli denetim gevşetildiğinde, bilinçli deneyimin “o anda bizim tarafımızdan bilinmeyen önemli içsel zihinsel tutumlar tarafından nasıl belirlendiğini” gözlemlemek mümkün hâle gelir.

Ruhsal belirlenimcilik ilkesi psikanalizin kendisinden doğmamış, Freud tarafından, zihnin biyolojik bir organizmanın ürünü olarak doğa yasalarına uyması gerektiğinin varsayıldığı dönemin bilimsel kültüründen alınmıştır. Freud’un görüşüne göre determinizm, “bilimin bütün dünya görüşü” [the whole Weltanschauung of science] idi. “Histeri Üzerine Çalışmalar”da Breuer ve Freud (1893/1895), ruhsal belirlenimcilik ilkesinin yeni serbest çağrışım tekniğiyle üretilen verilere “katı” biçimde uygulanmasının, psikojenik fikirlerin savunma güdüsüyle farkındalıktan uzaklaştırıldığı savunma histerisi kavramına nasıl yol açtığını betimlemişlerdir. “Düşlerin Yorumu”nda Freud (1900), uykunun kaotik ürünlerinde bir amaçlılık bulmuştur. “Gündelik Yaşamın Psikopatolojisi”nde ise (1901), “zihinde hiçbir şey keyfî ya da belirsiz değildir” diye ileri sürmüş; sakar eylemlerin [parapraxis], batıl inançların ve gündelik yaşamın görünüşte rastlantısal eylem ve seçimlerinin altında yatan nedenlere ilişkin kapsamlı kanıtlar sunmuştur.

Ruhsal belirlenimcilik ilkesine duyulan inanç psikanalizin temel ilkelerinden biri olmayı sürdürmüş olsa da (C. Brenner, 1955), birçok yazar Freud’un terimi kullanımındaki belirsizlikleri açıklığa kavuşturmaya çalışmıştır. Örneğin bazıları, Freud’un determinizmden hem bir davranış parçasının ya da ruhsal yaşamın bir anlam taşıdığını belirtmek için hem de onun nedenselliğe sahip olduğunu belirtmek için söz ettiğine dikkat çekmiştir (Basch, 1978; M. Phillips, 1981). İkinci yöne yapılan vurgu, tüm insan davranışlarının biyolojik dürtüler ve erken yaşam deneyimleri tarafından ne ölçüde önceden belirlendiği ya da Freud’un nedenselliğe ilişkin ifadelerinin özgür irade, ruhsal değişim ve özerk bir egonun [benliğin] gelişimi olasılığıyla çatışıp çatışmadığı gibi çeşitli tartışmalara yol açmıştır (Knight, 1946; Lipton, 1955). Basch (1978), analizin, aktarım içinde temellenen ve daha sonra sonraki düşünce ve davranışın belirleyicileri olarak işlev gören yeni bir ruhsal deneyimler dizisi sağlayarak değişim yarattığını öne sürmüştür. Rosenblatt ve Thickstun (1977) ise ruhsal belirlenimcilik mutlak terimlerden çok olasılıksal terimlerle anlaşılmasının daha uygun olduğunu savunmuşlardır. Psikanalizde psişik determinizmle ilişkili diğer sorular şunları içerir: Başlangıçta fizikten ödünç aldığı katı determinizm çökmüşse, bunun psikanaliz açısından bir önemi var mıdır? Psişik determinizm gerçekten de bilimin kesin bir olgusu olarak değil, sezgisel bir araç olarak mı kullanılmalıdır (Erdelyi, 1985)?

Kaynak:

American Psychoanalytic Association. (2012). Psychic determinism. İçinde Psychoanalytic terms and consepts (4. baskı, s. 205).

Yorum Yazın