Terapötik İttifak Nedir?

Terapötik İttifak [Therapeutic Alliance] ya da Çalışma İttifakı [Working Alliance], hasta ile analist arasındaki ilişkinin, aktarımın duygusal değerliğinden ya da direncin durumundan bağımsız olarak, hastanın işbirliğine dayalı çabayı sürdürebilme kapasitesine bağlı olan yönüdür. (Olumsuz aktarım karşısında terapötik ittifak güçlü olabilirken, olumlu aktarım karşısında zayıf olabilir.) Terapötik ittifak kavramı, ego psikolojisinin gelişimiyle ortaya çıkmıştır; çünkü bu kavram, sürdürülmesi için gerekli olan, hastaya özgü belirli ego kapasitelerinin onaylanmasına [ego kapasitesi kavramının kabul edilmesine] dayanır. Bunlar, analiz edilebilirliğin [analyzability] değerlendirilmesinde analiz edilebilirlikle ilgili görülen şu kapasiteleri içerir: temel güven; açık sözlülük için kapasite; yoğun bir aktarım yaşantısını kurabilme, buna tahammül edebilme ve bu yaşantı üzerine düşünebilme kapasitesi ve analistin yorumlayıcı rolünden yararlı biçimde istifade edebilme yetisi. Bu tür kapasitelerin temelinde yatan ego işlevleri arasında gerçeklik sınaması, duygulanıma ve engellenmeye tolerans ile kendi üzerine düşünebilme [self-reflection] yer alır. Terapötik ittifak ayrıca “gerçek ilişki”nin çekirdeği olarak da tanımlanmıştır. Başkaları ise aktarım ile terapötik ittifak arasında bir ayrım yapmanın kuramsal olarak savunulamaz olduğunu ileri sürmüştür. Bu görüşün merkezinde, tüm düşüncelerin, duyguların ve tutumların hem bilinçli hem de bilinçdışı güdülenmelere sahip olduğu perspektifi bulunmaktadır. Bazı analistler bu konumu kabul etmekle birlikte, terapötik ittifak kavramını işlevsel açıdan yararlı görmeye devam ederler. Bu biçimde kullanıldığında, terapötik ittifak, hastanın -bunu yapabilme kapasitesine sahip olduğu varsayılarak- tedavinin herhangi bir anında analitik çalışmaya katılma istekliliğini betimlemek için kullanılabilir. Bu anlamda terapötik ittifak dinamik bir kavramdır; çünkü bu bakış terapötik ittifakın analiz süreci boyunca durağan bir yapı olmadığını kabul eder.

Terapötik ittifak ve çalışma ittifakı, terapötik sürece ve kazanıma aktarım kökenli ve aktarım-dışı etkenlerin katkısına ilişkin soruları ayrıştırmaya çalıştıkları için psikanalizde önemli kavramlardır. Nitekim bu terimlerle ilişkili meseleler karmaşıktır; çünkü hem teknik yönlere hem de analitik bir tedaviye başarılı biçimde katılım için gerekli olan hasta kapasitelerine ilişkin değerlendirmelere gönderimde bulunurlar. Terapötik ittifak kavramı ego psikolojisine güçlü biçimde kök salmıştır; bununla birlikte, günümüzde tüm ekollerden analistler üretken analitik çalışmayı kolaylaştıran analitik ilişkinin koşullarına bir şekilde dikkat kesilmektedirler.

Terapötik ittifak terimi, 1956 yılında Zetzel’in (1956) bir makalesiyle psikanalitik sözlüğe girmiştir. Ancak Freud (1912a), “Aktarımın Dinamikleri” başlıklı yazısında kavramın temelini atmış; burada aktarımın “itiraz edilemez” bilinçli bileşeninin rolünü tartışmış ve bunu tedavi için “başarının taşıyıcısı” olarak tanımlamıştır. Freud, bu bileşeni; hem olumsuz aktarımı hem de bastırılmış olumlu erotik aktarımı içeren ve direncin kaynağı olan aktarım bölümüne karşıt olarak ele almıştır. “Sonlandırılabilir ve Sonlandırılamaz Analiz” başlıklı yazısında Freud (1937a), analistin, hastanın id’inin bazı bölümlerini “boyunduruk altına almak” amacıyla kendisini hastanın egosu ile “müttefik” hâline getirmesindeki rolünü tartışmıştır. Sterba (1934) ise bu düşünceyi, terapötik süreçte hastanın egosunun rolünü bir “terapötik bölünme” [therapeutic split] olarak betimleyerek daha da geliştirmiştir. Hastanın egosunun bir bölümü analizdeki regresif aktarım yaşantısına dâhil olurken, diğer bölümü kendini gözlemlemeye açıktır. Sterba’nın içgüdüsel güdüler [instinctual motives] ile ego güdüleri [ego motives] arasındaki bölünmeye yaptığı vurgu, E. Bibring’in (1937), hastanın egosunun intrapsişik çatışmaya çekilmemiş olan kısmıyla analistin kurduğu ittifak kavramına benzemektedir.

1950’lerde ortaya atılan “kapsam genişlemesi” [widening scope] kavramı (Stone, 1954, 1961), daha ağır psikopatolojiye sahip hastaların tedavisine ve bunun gerektirdiği teknik uyarlamalara ilişkin tartışmaları başlatmıştır. Bunun sonucunda, özellikle “preödipal” ya da diyadik çatışmalara sahip olarak betimlenen hastalarla terapötik bir sonuç elde edebilmek için analitik ilişkiye ve analistin bu tür hastalarla benimsemesi gereken duruşa -özellikle ne düzeyde doyumun gerekli olduğu ve ne ölçüde engellenmeye tahammül edilebileceği sorularına- daha fazla odaklanılmaya başlanmıştır. Bu doğrultuda, Zetzel’in (1956, 1958) terapötik ittifak kavramı, hastanın analistle güvene dayalı bir nesne ilişkisi kurabilme kapasitesine gönderimde bulunur. Zetzel, bu kapasitenin erken anne/çocuk diyadik nesne ilişkisinin doğrudan bir ifadesi olduğunu kuramsallaştırmıştır. Ayrıca Zetzel, terapötik ittifakın bu erken kaynağını, daha sonraki çocukluk deneyimleri ve hastanın fanteziye dayanan aktarım nevrozundan ayırt etmiştir.

Çalışma ittifakı terimini kullanan Greenson (1965a), konuya farklı bir bakış açısından yaklaşmıştır. Birçok analistin aşırı derecede katı ve ketleyici analitik tekniğini eleştiren Greenson, bu tür tekniklerin, hastanın analizde amaçlı çalışmasını destekleyen analistle kurduğu “nevrotik olmayan, rasyonel bağ”ı engellediğini ileri sürmüştür. Greenson ayrıca, serbestçe konuşup aktarım duygularını sergileyerek analitik çalışma yapıyor gibi görünen, ancak analizleri çıkmaza girmiş olan hastaları da gözlemlemiştir. Bunu, biçimsel bir uyumla maskelenen sahici olmayan analize katılıma bağlamıştır. Aktarım direnci tanındığında, başarılı biçimde çözümlenir ve üretken bir “çalışma ittifakı” kurulur. Greenson’un, analistlerin öncelikle hastaların sözel çağrışımlarına odaklandıkları bir dönemde yazıyor olması nedeniyle, onun gözlemleri, ince biçimde sahnelenen aktarım dirençlerinin anlaşılmasına gerçekten de değerli bir katkı sağlamıştır.

Greenson ve Wexler (1969) daha sonra psikanalizde hasta ile analist arasındaki “gerçek ilişki” [real relationship] üzerine yazmışlardır. “Çalışma ittifakı” kavramını temel alarak Greenson ve Wexler, hem hastanın hem de analistin sahici biçimde mevcut olduğu bir atmosferin, buna rağmen aktarımın yorumlanmasına odaklanan bir analitik tekniği kolaylaştırdığını ileri sürmüşlerdir. İlişkisel psikanalizin [relational psychoanalysis] kimi yönlerini öngörür biçimde, Greenson ve Wexler, hastaların analistin kişiliğine ilişkin pek çok şeyi düzenli olarak gözlemlediklerini ve bu gözlemlerin hem aktarım bağlamlarında hem de aktarım-dışı bağlamlarda tedavinin bir parçası hâline gelebileceğini vurgulamışlardır. Hastanın katılımının bu “gerçek” yönü, analistin kendini açmasını, yani analistin hasta ile kurduğu yorumlayıcı olmayan, gerçek ilişkinin bir yönünü gündeme getirebilir. Greenson ve Wexler’e göre analistin spontanlığı ve kişisel katılımı başlı başına iyileştirici değildir; ancak yorumlayıcı analitik çalışmayı kolaylaştırır.

Greenson’un görüşleri tartışmalıydı ve ana akım ego psikolojisi analistleri (C. Brenner, 1979; M. Stein, 1981), hastanın deneyiminin aktarım-dışı bileşenine ilişkin kavramsallaştırmasını eleştirmişlerdir. Bu eleştirmenler, Greenson’un ele almadığını düşündükleri, hastanın “rasyonel bağ”ına katkıda bulunan aktarım kökenli unsurlar bulunduğunu belirtmişlerdir. Aktarım ile analitik ilişkinin başka herhangi bir yönü arasında bir ayrım yapılamayacağını savunmuşlardır. Bu görüş, “bütüncül” analitik durumun tüm yönlerini aktarım olarak yorumlayan Kleinci yaklaşımınkine benzemektedir. İlişkisel analistler terapötik ittifak terimini kullanmasalar da, analistin hastayla belirsizlikleri müzakere edebilme ve güvenli bir atmosfer oluşturabilme kapasitesinin üretken analitik çalışmaya nasıl katkıda bulunduğunu ele alırlar.

Terapötik ittifak/çalışma ittifakı kavramı, psikoterapi sürecine ve sonuçlarına ilişkin araştırmalarda en yoğun biçimde incelenmiş kavramlardan biri olmuştur. Kavramı işlevsel kılmayı amaçlayan en az altı ölçek geliştirilmiştir ve bunların neredeyse tamamı kısmen psikanalitik kavramsallaştırmaya dayanmaktadır. Terapötik ittifakın gücünün, tüm psikoterapi türlerinde (ve ayrıca farmakoterapide) tedavi sonucunu yordayan bir değişken olarak gösterdiği etki, psikoterapi araştırmalarındaki en sağlam bulgulardan biri olmuştur (Fenton ve ark., 2001).

Kaynak:

American Psychoanalytic Association. (2012). Therapeutic Alliance. İçinde Psychoanalytic terms and consepts (4. baskı, s. 264).

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir