Sıkılmanın Önemi ve Psikozdan Nasıl Koruyabileceği 

Not: Bu gönderide tanımlanan kişi gerçek bir kişidir ancak gizliliği korumak adına detaylar ve demografik bilgiler önemli ölçüde değiştirilmiştir.

Yakın bir zamanda, ilk psikoz tecrübesinin ardından iyileşme sürecinde olan biriyle konuşuyordum. Her şey erkek arkadaşıyla kelimeler olmadan iletişim kurabildiği ruhsal bir bağla başlamış, sonrasında ise kendisiyle dış dünya arasında artık hiçbir net sınırın kalmadığı zihinsel bir alandan kendini dışarı çekmeye çalışmasıyla son bulmuştu. Parçacıkları evrensel parçacıkların içinde erimişti. Elektromanyetik dalgaları başkalarının elektromanyetik dalgalarına dolanmıştı. Bu durumdayken bir sırrı biliyordu -evrene dair, her şeyi açıklayacak bir sırrı, ancak bu sır sürekli olarak kavrayışından [grasp] kaçıyordu. Bu düşünceler ve fikirler zihnini tamamen meşgul ediyordu. Hayatın anlamı dışında herhangi bir şeyle meşgul olmanın ne anlamı vardı ki?

Maalesef tüm bunlar, bir Ivy League [Amerika Birleşik Devletleri’nin kuzeydoğusunda bulunan, akademik olarak en prestijli sekiz özel üniversitenin oluşturduğu bir gruptur.] kurumundaki bir üniversitenin ikinci sınıfında yaşandı. İkinci dönemi tamamlayamadı, zira ilk dönemden zaten kalmıştı. Derslerine odaklanmak çok zordu; kulağına profesörlerinden çok daha bilge kişilerin sesleri fısıldıyordu. Ödevleri/çalışmaları tamamlamak imkansızdı. Sadece yarı yarıya bu dünyadaydı, o da en iyi günlerinde…

Dikkat çekici bir şekilde, ilaç kullanmadan, terapi almadan, sadece katı bir irade ve azimle kendini bu durumdan çekip çıkardı. Şunu açıklığa kavuşturmak isterim ki bu oldukça sıra dışı bir durumdur ve insanların çoğu ilaç ve terapi gibi daha fazla desteğe ihtiyaç duyar. İlk olarak, kafasının etrafında yoğun bir sıvı katmanı hayal etti. Bu katman, düşüncelerinin herhangi biri tarafından yakalanmak üzere ether’e [uzay boşluğuna] yayılmasını engelleyebilirdi. Ardından, sayıların ve kalıpların o cezbedici yönünü kasıtlı olarak görmezden gelmeye başladı -ki bu kolay değildi, çünkü bunlar kişilikle ve anlamla yüklü görünüyordu- ve yavaş yavaş kendini gündelik hayatın sıradanlığına geri getirdi.

“Sıradanlık” dedim ona. “Anahtar bu. Yeniden sıkılmaya izin vermelisin.” Bu tür deneyimlerin çoğunu uzak tutacak bazı stratejiler geliştirmesine yardımcı olabileceğimi, ancak bunlardan hoşlanmayacağını söyledim. Bu durum ilgisini çekti; belki de içindeki iblisleri kovmak için korkunç bir ritüel hayal etmişti. Bu yüzden reçetemi duyduğunda hayal kırıklığına uğramış olmalı.

“Yorulup yorulmadığının farkında olmasan bile her gece aynı saatte yat. Uykuna devam etmek istesen bile her sabah aynı saatte uyan. Acıktığının farkında olmasan bile her dört saatte bir yemek ye. Su iç.” Bir başka deyişle ona, doğa yasalarına tabi olmayacak kadar özel bir insan olmadığını hatırlamasını tavsiye ediyordum. Başka bir ifadeyle, sıkılması ve sıradanlaşması yönünde onu teşvik ediyordum.

Son zamanlarda Substack’te “normal olmak” üzerine birkaç yazıya (şurada ve şurada) rastladım. Her ikisi de kendilerini istisnai biri olarak gören insanları sert biçimde eleştiriyor. Bunun yerine, “sıradan insan” [normie] doğanızı benimseyin. Bu, herkesin doğuştan gelen narsisizmine indirilmiş bir darbe olarak tasarlanmıştı. Psikoz eğilimi olan kişiler için ise bu tavsiye çok daha hayati ve yerindedir. Şu makalede psikozu olan birçok insan, büyüsel bir düzeyde özel olduklarına dair fanteziler deneyimler. Yukarıdaki kadın gibi, sıklıkla artık kendi derisiyle sınırları biten bir birey olmadıkları hissini yaşarlar. Bunun yerine, evrenin içinde parça parça erime tehlikesiyle karşı karşıyadırlar (telepatik iletişim kurmak, düşüncelerini yaymak, çevrede sadece kendilerine yönelik ipuçları bulmak vb.). Buna bağlı olarak, sıklıkla gizli bilgilere veya gizli güçlere özel bir erişim hakkı elde ederler. Her şeyi yapabilmeye dair bu tümgüçlü fantezileri, çok küçük yaşlardan itibaren hepimizin içinde mevcuttur (yürümeye başlayan bir çocukla yaşamış olan herkes, onların kendilerini tümgüçlü sandıklarını ve dünya buna uymadığında sürekli bir hayal kırıklığına uğradıklarını bilir). Çoğumuz için bu fanteziler yüzeyin epeyce altında yaşar ve dünyayla etkileşim biçimimizi yalnızca dolaylı yollardan etkiler çünkü tümgüçlülüğün gerçeklik değil bir arzu olduğunu çoğunlukla kabullenmişizdir ve daha büyüleyici olmasa da gerçeklikle daha dayanıklı bir ilişki uğruna ondan yavaş yavaş vazgeçmişizdir (Winnicott, 1971). Ancak psikozu olan veya psikoza yatkınlığı bulunan bireyler için bu fanteziler bilince çıkabilir, gerçeklikten daha cezbedici hale gelebilir ve gündelik hayata sızabilir. Başka bir deyişle, konuştuğum genç kadın için zihninde birbiriyle savaşan iki gerçeklik versiyonu vardı. Birincisinde evrensel yaratılış enerjisiyle birdi ve hayatın anlamının sırlarına vakıftı. Diğerinde ise artık arkadaşları veya fırsatları kalmamış, başarısız bir üniversite öğrencisiydi. Bazıları için sıradan gerçekliğe dönme tercihinin neden kolay olmadığını görmek zor değildir. O, artık doğa yasalarına tabii olmayacak kadar özel bir hale gelmişti. Bir rutine, hata yapabilir bir bedenin sıradan bakımına geri dönmek; işte bu iyileşmenin bir parçasıdır.

Ve elbette “sıkılmak”. “Nelerin sıkıcı olmadığını biliyor musun?” dedim ona. “Psikoz. Asla sıkıcı değildir.” Gülerek onayladı. “Başka nelerin sıkıcı olmadığını biliyor musun?” dedim, “Mani. Hatta depresyon. Depresyon pek çok kötü duyguyu barındırır ama sıkıcı olmak bunlardan biri değildir.”

Sıkılmak, bence, gündelik varoluşun sıradanlığını derinden hissetmektir. Zihninizin, bedeninizin ve hayatınızın sınırlarının huzursuz edici bir şekilde farkında olmaktır. Huzursuz hissetmek, değişim arzulamak ama aynı zamanda yönsüz kalmaktır. Son derece beden merkezli, insani bir duygudur. Sıkılmış hissetmek, belki de tümgüçl hissetmenin tam zıddıdır.

Bedeninde kal. Uyu, ye, iç, hareket et. Sıkıl ve sıkıcı ol. Burada ol. Burada kal, sıradanlığın içinde. Birçokları için hoş karşılanmayacak bir tavsiye, ancak psikoza karşı iyi bir korunma yöntemi.

Referanslar:

D.W. Winnicott, Playing and Reality London: Tavistock Publications, 1971


Yorum Yazın