Kategori: Irene Hurford Yazıları

  • Etiketler Yerine Düzeyler, Bölüm 1: Nevrotik Kişilik Örgütlenmesi

    Bu yazıda, kişilik örgütlenmesinin üç düzeyinden biri olan nevrotik örgütlenme düzeyi ele alınıyor. Nevrotik düzeydeki kişilerin ilişkileri, rekabeti, kıskançlığı, suçluluğu ve cezalandırılma korkusunu nasıl yaşadıkları inceleniyor. Obsesyonel karakter örneği üzerinden, bu örgütlenme düzeyinin klinik görünümü ve psikoterapideki temel çalışma alanları açıklanıyor. (Editoryal)


    Nevrotik kişilik örgütlenmesinin psikanalitik bir değerlendirmesi.

    Kişilik Örgütlenme Düzeyleri – Nevrotik Düzey

    Bu, kişilik örgütlenmesine [personality organization] yönelik analitik yaklaşımlar ve bu çerçeveyi hastalarımıza ilişkin psikanalitik bir formülasyon geliştirmek için nasıl kullanabileceğimiz üzerine üç bölümlük bir dizinin ilk yazısıdır. Bu yaklaşım, DSM’nin hâlihazırdaki ve görünüşe göre gelecek baskılarda da göreceğimiz düzenleme biçimiyle karşıtlık içindedir. Ben şahsen, karmaşık klinik görünümleri kavramsallaştırmada kişilik örgütlenmesi düzeylerinin kullanılmasını son derece yararlı buluyorum ve diğer yazılarımda bu diziye sık sık geri döneceğim.

    DSM, belirti kümelerini sendromlar hâlinde sınıflandırır ve ardından bu sendromları yanlış biçimde “tanılar” [diagnoses] olarak adlandırır. Bu belirti kümelerinin, yararlı patofizyolojik veya prognostik bilgiler sağlayacak biçimlerde bir araya geldiği düşünülür. Bu yaklaşıma yönelik eleştirilerimden biri için şuraya bakınız.

    Birçok analist, buna karşılık, insanları ve onların semptomatik görünümlerini iki ayrı eksen boyunca sınıflandırır: 1) kişilik örgütlenme düzeyi [level of personality organization] ve 2) karakterolojik özellikleri [characterological traits]. Nancy McWilliams, Psikanalitik Tanı [Psychoanalytic Diagnosis] adlı kitabında (1), vaka yapılandırmasına yönelik bu yaklaşımı gözden geçirme işini olağanüstü biçimde yapar. Kişilik örgütlenmesi üzerine çığır açıcı çalışmalar Otto Kernberg’e aittir (2, 3); bu çalışmaları önemle tavsiye ederim. Bu yazıda öncelikle kişilik örgütlenme düzeylerine odaklanıyor ve obsesyonellik karakterolojik özelliğini düzeyler arasında klinik bir örnek olarak kullanıyorum.

    Hasta popülasyonlarındaki üç kişilik örgütlenme düzeyi nevrotik [neurotic], borderline/sınır [borderline] ve psikotik [psychotic] düzeylerdir. Kernberg ayrıca dördüncü olarak, “sağlıklı” [healthy] bir örgütlenme düzeyi de tanımlar (4); bu dizide onu ele almayacağım.

    Her düzey bir spektrum hâlinde var olur; dolayısıyla insanlar kesişim noktalarında örgütlenmiş olabilirler -örneğin düşük nevrotik/yüksek borderline ya da düşük borderline/yüksek psikotik gibi. Bu kategoriler gerçekte kategorik olmadığından, her birinin tanımlayıcı özellikleri uç noktalarda diğerlerine taşar; bu da önemli ölçüde tanısal karışıklık yaratabilir.

    Bu örgütlenme düzeyleri karakterolojik özelliklerle kesişir; dolayısıyla bir kişi nevrotik, borderline ya da psikotik düzeyde örgütlenmiş obsesyonel bir karaktere sahip olabilir. Benzer kesişimler birçok analitik karakter tanımlamasında -şizoid, histriyonik, narsisistik ve diğerlerinde- bulunur.

    Nevrotik Örgütlenme Düzeyi

    Nevrotik düzeyde örgütlenmiş kişiler, Freud’un Ödipal evreye ilişkin açıklamasında betimlediği meselelerle mücadele etme eğilimindedir (5, 6). İlişkilerde, karakteristik olarak Ödipal mücadeleyi anımsatan kıskançlık ve rekabet yaşarlar -karşı cinsten ebeveyni bir sevgi nesnesi olarak sahiplenme ve rakip olarak görülen aynı cinsten ebeveyni yenme arzusu. Çocuğunun bir gün kendisiyle evlenmeyi planladığını ilan ettiğini duyan her ebeveyn, Ödipal evrenin işleyişine tanıklık etmektedir. Bireyi, onun sevgi duyduğu kişiyi ve bir rakibi içeren bu üçgen dinamikler, her noktasında bir kişinin bulunduğu ve tüm kişilerin sürekli ilişkisel etkileşim içinde olduğu bir üçgen oluşturur.

    Bu üçgensi mücadele, öncelikle ilişkilerle ilgisiz görünen bağlamlarda ortaya çıkabilir, ancak başarı korkusu etrafındaki meseleler (mesleki ya da akademik ilerlemeyi sabote etme) ve yazma tıkanıklığı da Ödipal çatışmaların örnekleridir; aynı cinsten ebeveyni gölgede bırakma ya da aşma ve onun öfkesini uyandırma korkusu da öyledir.

    Nevrotik düzeyde örgütlenmiş olanlar, özelikle rekabet, kıskançlık ve adaletle ilgili konularda öfkelenme eğilimindedir. Açıkça rekabetçi olabilirler ya da tam tersi olabilir -dışarıdan uysal görünürken, ifade edilmemiş rekabetçi duygularla bilinçdışı düzeyde mücadele edebilirler. Her halükarda, rekabet ve adaletsizlik temaları onları her zaman öfkelendirir; bu da ilişkilere ve ilişkilere benzer çatışmalara yönelik benimsedikleri temel üçgensi yaklaşımın bir başka sonucudur.

    Rekabet etrafındaki üçgensi meselelerin öfkelerini kışkırtması gibi, temel korkuları da rekabet dinamikleri tarafından harekete geçirilir. Cezalandırılmaktan korkarlar (Freudyen kastrasyon korkusu [Freudian castration fear] bunun en tipik örneğidir). Karşı cinsten ebeveyne yönelik cinsel fantezileri ya da aynı cinsten ebeveyn rakibe yönelik saldırgan fantezileri nedeniyle aynı cinsten ebeveynin misillemesinden korkarlar. Bu duyguların bilinçdışı hedefleri ebeveynlerin kendileri olsa da, daha bilinçli dışavurumları tipik olarak ebeveyn yerine geçen kişilere yönelir: romantik bir partner, bir patron, bir mentor. Bu korkular yoğun suçluluk doğurur; Freud bunu aşırı etkin bir süperegonun sert içsel mahkumiyetine bağlamıştır. Buna uygun olarak, nevrotik düzeydeki bireyler, bazen felç edici ölçüde, suçluluğa yatkındır. O halde en derin arzuları [wish] hem romantik hem de mesleki olarak, cezalandırılmadan ve suçluluk duymadan özgürce rekabet edebilmektir.

    Genel Vaka Örneği

    Obsesyonel bir karaktere sahip, nevrotik düzeyde örgütlenmiş biri mükemmeliyetçi, ayrıntı odaklı, katı ve yargılayıcı olabilir. Dikkatli ve titiz yapısı, onu belirli iş türlerinde son derece etkili kılabilir. Ancak erteleme ve ruminasyon eğilimi nedeniyle kendini engellenmiş hissedebilir ve patronu, ağaçlardan ormanı göremediğinden yakınabilir. Hijyen ve cinsellik konusunda belirgin bir rahatsızlık hissedebilir; bunlar zaman zaman ona iğrenç ya da kirli gelebilir. Romantik bağlamlardaki rekabetle meşgul olması, açıkça kıskanç davranması ya da alternatif olarak, partnerinin ilgisi için rakip olarak tasavvur ettiği erkeklere kıyasla yetersizlik duyguları üzerine ruminasyon yapması muhtemeldir.

    Zaman zaman obsesyonel karakteri, tam gelişmiş obsesif-kompulsif bozukluğa dönüşebilir. Bu olduğunda, obsesyonları ve kompulsiyonları ego-distonik -benlik algısına yabancı- olarak deneyimler ve bunlardan umutsuzca kurtulmak ister. Dinamik ya da analitik terapide, birincil savunmaları olarak karakteristik biçimde entelektüelleştirmeye, duygulanımın yalıtılmasına ve karşıt tepki geliştirmeye dayanacaktır; bu da katılığını gevşetmek, duygusal zenginlik deneyimini derinleştirmek ve kendi rekabetçi ve saldırgan duygularıyla daha rahat olmasına yardımcı olmak için savunmaların yavaş ve dikkatli biçimde yorumlanmasını gerektirecektir.

    Aşağıda, kişilik örgütlenmesinin üç düzeyinin her birini tanımlayıcı özelliklerine göre düzenleyen bir tablo yer almaktadır. Bu tablo, bu dizideki üç yazının her birinde yer alacaktır.

    KategoriPsikotikBorderlineNevrotik
    İlişkilere Yaklaşma ŞekliOtistik biçimde [Autistically] ya da birleşme yoluyla (benlik-nesne sınırları yoktur)İkili olarak [Dyadically] — yapışma/idealleştirme yoluyla simbiyoz arayışı içinde; öfke/değersizleştirme tarafından kesintiye uğratılan biçimdeÜçlü biçimde [Triadically ] — üçgen ilişkiler içinde rekabetçi ve sevgi dolu duyguları yöneterek
    Öfkenin Açığa Çıkma ŞekliTümgüçlü yıkıcı fantezi; sadizm; benliğe yöneltilmiş zulmedici yansıtmalarİhanet/terk edilme öfkesi; tümgüçlü kontrol fantezileri; benliğe yöneltilmiş saldırganlık (kendine zarar verme, intihar eğilimi)Suçluluk yüklü hınç; rekabetçi kıskançlık ve haset; çoğu zaman ketlenen, yer değiştiren ya da pasif biçimde ifade edilen öfke
    Birincil KorkuYok olma / benliğin çözünmesiTerk edilmeCinsel ve saldırgan arzular nedeniyle cezalandırılma
    Birincil ArzuYok edilemez, sınırları belirli bir benlikMükemmel nesneyle simbiyotik birleşmeSuçluluktan arınmış rekabetçi başarı
    Baskın SavunmalarOtistik geri çekilme, yansıtmalı özdeşim, çarpıtmaBölme, inkâr, yansıtmalı özdeşim, idealleştirme/değersizleştirmeBastırma, karşıt tepki geliştirme, entelektüelleştirme, yer değiştirme
    Terapötik GörevGüvenilir, müdahaleci olmayan bir duruş; sınırları belirli bir benlik olma deneyiminin inşa edilmesiHastanın öfkesine misillemede bulunmadan ya da geri çekilmeden dayanmakAşırı ketlenmeden kurtarmak için hastanın bilinçdışı suçluluğunu yorumlamak
    Referanslar

    1. McWilliams N. Psychoanalytic Diagnosis: Understanding Personality Structure in the Clinical Process. 2nd ed. New York: Guilford Press; 2011.

    2. Kernberg OF. Borderline Conditions and Pathological Narcissism. New York: Jason Aronson; 1975.

    3. Kernberg OF. Severe Personality Disorders: Psychotherapeutic Strategies. New Haven: Yale University Press; 1984.

    4. Kernberg OF, Caligor E. A psychoanalytic theory of personality disorders. In: Lenzenweger MF, Clarkin JF, eds. Major Theories of Personality Disorder. 2nd ed. New York: Guilford Press; 2005:114–156.

    5. Freud S. The dissolution of the Oedipus complex (1924). In: The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud, Vol. 19. London: Hogarth Press; 1961:173–179.

    6. Freud S. Three essays on the theory of sexuality (1905). In: The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud, Vol. 7. London: Hogarth Press; 1953:123–246.


    Editoryal Notlar

    Yazar: Irene Hurford, MD
    Yazı Başlığı: Levels Over Labels Part 1 – The Neurotic Level of Personality Organization
    Yayın: Substack (The Post-Biological Psychiatrist)
    Tarih: 13 Nisan 2026
    Link: Levels Over Labels Part 1 – The Neurotic Level of Personality Organization

    Bu metin psikodinamikatolye.com tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Çeviri sürecinde kavramsal doğruluk ve psikodinamik terminolojiye sadakat esas alınmıştır. Çeviri hazırlanırken ChatGPT dilsel ve teknik destek amacıyla kullanılmış; nihai metin çevirmen tarafından gözden geçirilmiştir. Bu çeviri yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Orijinal metnin tüm hakları yazara ve yayıncıya aittir.

  • Borderline Kişilik Nasıl Başlar?

    Bu yazı, borderline kişilik örgütlenmesinin gelişimsel kökenlerini ayrışma-bireyleşme sürecinin yeniden yakınlaşma alt evresinde yaşanan güçlükler üzerinden ele alıyor. Çocuğun hem bağımsızlaşma hem de güvenli bir bakımverene geri dönebilme ihtiyacının yeterince karşılanmaması, tutarlı bir kendilik ve öteki algısının gelişmesini zorlaştırabilir. Yazıya göre bu süreç, travma, ihmal ve istismar deneyimleriyle birleştiğinde bölme, kimlik dağılması, boşluk duygusu ve yoğun terk edilme kaygısı gibi borderline yapılanmaya özgü örüntüleri güçlendirebilir. (Editoryal)


    Gelişimin ayrışma evresinde [separation stage] yaşanan zorluklar bir risk oluşturur.

    Önemli Noktalar:

    • Borderline kişiliğe sahip bireyler, sıklıkla kendilik algısında eksiklikler yaşarlar.
    • Bireyselleşmenin yeniden yakınlaşma alt evresinde yaşanan problemler, hem
      muhtaçlığa hem de öfkeye yol açar.
    • Bu tür bireyler, karakteristik/belirgin bir savunma mekanizması olarak ‘bölme’yi
      [splitting] kullanabilirler.

    Bu iki bölümlük bir makalenin birinci bölümüdür. Borderline örgütlenme düzeyi hakkındaki ikinci bölüm için tıklayınız.

    Borderline kişiliğe sahip insanlar, çevrelerindekiler için ciddi bir kaosa ve acıya neden olabilirler. Çeşitli arka planlara göre renk değiştiren bukalemunlar gibi algılanabilirler. Hayranlık ile aşağılama, muhtaçlık ile öfke arasındaki keskin dalgalanmaları kafa karıştırıcı ve bunaltıcı olabilir. Ancak onlar genellikle boşluk duygularından ve yaygın bir şekilde istikrarsız olan kendilik algılarından [sense of self] dolayı korkunç şekilde acı çekmektedirler. Bu bireyler, böylesine istikrarsız ilişkisel örüntüleri ve kendilik kimliğiyle [self identity: kişinin kendini kim olarak gördüğü] ilgili zorlukları nasıl geliştirdiler?

    Kişiliği borderline düzeyde örgütlenmiş olanlar, diadik ilişkilerle (çocuk-anne) meşguldürler (Kernberg, 1975). Gelişimsel olarak, bu tür insanlar ayrışma-bireyselleşme [separation-individuation] döneminin yeniden yakınlaşma (Rapprochemnt) alt evresinde ciddi zorluklarla karşılaşırlar. 16-24. aylardaki bu alt evre sırasında, çocuklar çevreyi daha bağımsız bir şekilde keşfetmeye başladıkça, kendilerini annelerinden (“anne”, “birincil bağlanma figürü” için kısaltmadır) ayrı olarak deneyimlemeye başlarlar (Mahler, Pine, Bergman, 1975).

    Birkaç ay öncesinde, kusursuz, koruyucu anneyle süregelen bir ortak yaşam [symbiosis] ve tümgüçlü [omnipotent] güven fantezileriyle dolu olan keşifler artık, bu tümgüçlü fantezinin azalmasıyla birlikte, çocuğun annenin bir uzantısı olmadığı ve bu yüzden küçük ve anneden uzaktaki dünyanın tehlikelerine karşı gerçekten savunmasız olduğu yönünde büyüyen bir
    farkındalıkla beraber kaygı doludur. Bunun sonucunda hem keşfetmeye hem de anneye geri dönmeye yönelik bir ambivalans [ambivalence] söz konusudur: Çocuk hem çevreyi keşfetmek ister ve hoş karşılanacağı bir yeniden birleşme bekler fakat aynı zamanda keşfin getirdiği kaygılar hem de anneyle yeniden birleşmenin beraberinde getirdiği özerklik kaybı nedeniyle kolayca hayal kırıklığına uğrar (Mahler ve ark., 1975). Çocuk, dünyanın tehlikelerine dair duyduğu kaygıyı yatıştırma çabasıyla; keşif esnasında aralıklı olarak, kaygılı bir şekilde anneye geri dönecek, güvence, güvenlik ve ortak dikkat arayacaktır. Hemen ardından, annenin yörüngesine çok fazla girmiş olmaktan dolayı hayal kırıklığına uğrayacak ve öfkelenecektir.

    Gelişimin bu evresi [ayrılma-bireyleşmenin yeniden yakınlaşma alt evresi] hem anneler hem de çocuklar için tuzaklarla doludur. Çocuklarıyla ortak yaşamı sürdürmek yönünde kendi dinamik ihtiyaçları olan anneler için çocuğun ayrışma çabaları, aşırı ilgi ve boğucu bir iç içe geçmeyle ya da çocuğun anneyi “terk etmesi” karşısında duyulan bir öfke ve reddedişle karşılanabilir. Her iki tepki de çocuğun anneden sağlıklı bir şekilde ayrışabilme [seperate] becerisini büyük ölçüde sınırlayacaktır.

    Bu çocukların birçoğu mizaç olarak [doğuştan gelen genetik alt yapıyı ifade ediyor] son derece hassastır ve kolayca aşırı uyarılırlar (Overtimulated). Bu yapısal hassasiyet, anne sağlıklı bir tepki verse bile, ayrışma konusunda güçlüklere yol açabilir. Çoğu zaman, yeniden yakınlaşma [rapprochement] evresinde güçlüklere yol açan şey; bir çocuğun mizacı ile bir annenin ayrışmaya verdiği kendi dinamik tepkisinin birleşimidir (Mahler ve ark., 1975; Coonerty, 1986). Çocuk keşif kaygısını tolere edemediğinde ya da anne çocuğun bağımsızlığına tahammül edemediğinde; çocuk, şu kritik gelişimsel dersi öğrenemez: “Dünya ilgi çekicidir ama bazen korkutucudur ve bu sorun değil çünkü güvenceye ihtiyaç duyduğumda, annem beni orada bekliyor.”

    Yakınlaşma alt evresinde sık görülen bir başarısızlık, çocuğun keşfetmekte özgür olduğu durumda ortaya çıkar: Anne simbiyozda ısrar etmez, fakat çocuğun geri dönüşü için güvenilir biçimde erişilebilir de değildir. Bu tür anneler, keşif çok uyarıcı ya da anksiyete uyandırıcı hale geldiğinde çocuğun fiziksel ve duygusal olarak erişilebilir bir anneye geri dönebilmesi gerektiğine yeterince uyumlanmış ya da bunun yeterince farkında değildir. Güvenli bir geri dönüşün olmayışı, çocuğu daha en başta keşfe çıkma konusunda huzursuz bırakır.

    Her iki durumda da çocuk, annenin yanından ayrılmanın sonucunun çoğu zaman terk edilme olduğunu öğrenir; bu terk edilme, annenin güvenilir biçimde erişilebilir olmamasından, yapışkan olmasından ya da cezalandırıcı tutumundan kaynaklanabilir. Bunun yerine çocuk, hem fiziksel bağımsızlığa hem de bağımsız bir kendilik duygusuna yönelik bir korkuyu içselleştirir. Bu da artık böylesine tehlikeli hissedilen ayrılığa karşı öfkeye yol açar (Mahler ve ark., 1975; Adler Buie, 1979).

    Anneden ayrılık geliştirmedeki güçlükler, kişinin kendi kendilik duygusu konusunda son derece belirsiz olmasına yol açar. Yakınlaşma başarılı biçimde gerçekleştirilemediği için çocuk, annesinin hem “iyi” (erişilebilir, müdahaleci olmayan, uyumlanmış) hem de “kötü” (bazen erişilemez, müdahaleci ya da yetersiz uyumlanmış) olabilen karmaşık ve ambivalan bir versiyonunu içselleştiremez. Bunun yerine, anneyi deneyimlemenin bu iki yolu “iyi anne” ve “kötü anne” olarak bölünür. Böylece çocuk, Mahler’in “nesne sürekliliği” [object constancy] olarak adlandırdığı şeyi, yani farklı koşullar ve duygusal durumlar boyunca aynı kalan ötekine ilişkin içselleştirilmiş bir görüşü, geliştiremez (Mahler ve ark., 1975).

    Annenin iki versiyonu [“iyi anne” ve “kötü anne”] bir arada var olamadığı için sağlıklı bir kendilik temsili de gelişemez. Sağlıklı kendilik temsili, en erken gelişimsel aşamalardaki belirli bir ilişkisel deneyimin (anne-ile beraber-çocuk (güvende, beslenmiş) ve çocuk-ile beraber-anne (sevilen, varlığından keyif alınan) ikili deneyiminin) bir içselleştirmesidir. Dolayısıyla çocuk kendisini eşzamanlı olarak hem “iyi” (sevilebilir ve değerli) hem de “kötü” (öfkeli, muhtaç, terk edilmiş) olarak deneyimleyemez; bunun yerine bu kendilik temsillerini ayrı tutmak zorunda kalır. Kernberg’in “kimlik difüzyonu/çözülmesi” [identity diffusion] olarak adlandırdığı şey budur (Kernberg, 1975). Farklı koşullar ve duygusal durumlar boyunca istikrarlı bir kendilik imgesi olmadığında, birey boşluk ya da sahtelik hisleriyle baş başa kalır.

    Merkezlenmiş, tutarlı bir kişilik duygusunun olması gereken yerde, bunun yerine ‘rüzgardaki
    bir mum’ (Candle in the wind) vardır. Yalnız kalmaya dair bir panik duygusu vardır çünkü
    istikrarlı, yatıştırıcı bir kendilik (çocuğu seven ve ondan keyif alan içselleştirilmiş bir annenin
    ürünü) yoktur. İstikrarlı bir merkez (çekirdek) yerine, kendiliğin iki uç arasında keskin şekilde
    dalgalanan versiyonları vardır: Bazıları, henüz ayrışmanın sınırlarıyla yüzleşmemiş bir bebek
    gibi büyüklenmeci (grandiose) ve tümgüçlü (omnipotent); bazıları ise reddeden, erişilemez
    veya cezalandırıcı anneyle olan çocuğun içselleştirilmiş deneyimi gibi acınası, sevilemez ve
    terk edilmiş olurlar(Adler ve Buie, 1979).

    Daha da önemlisi tek başına yeniden yakınlaşma (Rapprochement) aşamasındaki sorunlar, bir
    borderline örgütlenmeye yol açmak için yeterli olmayabilir. Yüksek görülme oranları göz önüne alındığında, açık travma, ihmal ve istismar, borderline örgütlenmenin herhangi bir
    etiyolojik (nedensel) açıklamasında dikkate alınmalıdır. 97 çalışmanın dahil edildiği bir metaanaliz, vaka kontrol çalışmalarında, BPD (Borderline Kişilik Bozukluğu) olan bireylerin çocukluk
    dönemi olumsuzluklarını bildirme olasılığının, klinik olmayan kontrollere kıyasla yaklaşık 14
    kat daha fazla olduğunu ve en güçlü ilişkilerin duygusal istismar ile ihmalde görüldüğü
    bulunmuştur (Porter ve ark., 2020).

    Birçok teorisyen, travma ve istismara verilen yaygın disosiyatif tepki nedeniyle, travma ve
    istismar deneyimlerinin bütünleşmiş bir ‘iyi ve kötü’ anne içselleştirmesini de bozduğunu ileri
    sürmektedir; bu durum, başarısız yeniden yakınlaşmanın iyi/kötü bölünmesini pekiştirir,
    tutarlı bir öteki ile kendilik anlatısının bütünleşmesini bozar ve çarpıtır (Luyten, Campbell,
    Fonagy, 2020). İhmal ise, içselleştirilmiş seven, erişilebilir bir annenin yokluğunu yaratarak
    biraz daha sinsi bir şekilde işler.

    Yeniden yakınlaşma başarısızlığı ve travma aynı zamanda çift yönlüdür, kendileri de istismar
    mağduru olan anneler, genellikle yeniden yakınlaşma evresinin çözümlenmesi için gerekli olan
    sakin duygusal ulaşılabilirliği ve uyumlanmayı sağlayamayacak kadar çok fazla dehşete
    düşmüş veya disosiye olmuş haldedirler ve istismarcı, ihmalkar anneler çocuklarına bu önemli
    fakat karmaşık dönem boyunca başarılı bir şekilde rehberlik edemeyeceklerdir. Bazı çocuklar
    için, başarılı bir yeniden yakınlaşmanın ardından, başlangıçtaki yeniden yakınlaşma dönemi
    çözümlenmesine rağmen, içselleştirilmiş kendilik algısını parçalayacak ve borderline
    örgütlenmeye yol açacak kadar şiddetli bir travmanın yaşandığı da klinik olarak
    gözlemlenmektedir.

    Kaynakça (Tıklayınız)
    • Adler G, Buie DH. Aloneness and borderline psychopathology: the possible relevance
      of child development issues. International Journal of Psycho-Analysis. 1979;60(1):83-
      96.
    • Bora E. A meta-analysis of theory of mind and ‘mentalization’ in borderline personality
      disorder: a true neuro-social-cognitive or meta-social-cognitive impairment?
      Psychological Medicine. 2021;51(15):2541-2551.
    • Coonerty S. An exploration of separation-individuation themes in the borderline
      personality disorder. Journal of Personality Assessment. 1986;50(3):501-511.
    • Kernberg OF. Borderline Conditions and Pathological Narcissism. New York: Jason
      Aronson; 1975.
    • Kernberg OF. Severe Personality Disorders: Psychotherapeutic Strategies. New
      Haven: Yale University Press; 1984.
    • Mahler MS, Pine F, Bergman A. The Psychological Birth of the Human Infant:
      Symbiosis and Individuation. New York: Basic Books; 1975.
    • Porter C, Palmier-Claus J, Branitsky A, et al. Childhood adversity and borderline
      personality disorder: a meta-analysis. Acta Psychiatrica Scandinavica. 2020;141(1):6-
      20
    • Stern BL, Caligor E, Hörz-Sagstetter S, Clarkin JF. An object-relations based model
      for the assessment of borderline psychopathology. Psychiatric Clinics of North
      America. 2018;41(4):595-611.
    • Winnicott DW. The use of an object and relating through identifications. International
      Journal of Psycho-Analysis.1969;50:711-716.
    • Luyten P, Campbell C, Fonagy P. Borderline personality disorder, complex trauma,
      and problems with self and identity: a social-communicative approach. Journal of
      Personality. 2020;88(1):88-105.

    Editoryal Notlar

    Yazar: Irene Hurford
    Başlık: How Borderline Personality Begins
    Yayın: Psychology Today – Reality in Dialogue
    Tarih: 4 Mayıs 2026
    Link: https://www.psychologytoday.com/us/blog/reality-in-dialogue/202605/levels-over-labels-borderline-personality-organization

    Bu metin Psikolog Arda Anıl tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Çeviri sürecinde kavramsal doğruluk ve psikodinamik terminolojiye sadakat esas alınmıştır. Çeviri hazırlanırken ChatGPT dilsel ve teknik destek amacıyla kullanılmış; nihai metin çevirmen tarafından gözden geçirilmiştir. Bu çeviri yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Orijinal metnin tüm hakları yazara ve yayıncıya aittir.