Psikolojik Cehalet Psikoloji 101’de Başlıyor

Psikodinamik Okuma Grubu

Kuram – Uygulama – Süpervizyon

☎️ 0505 495 4727

Psikoloji eğitimi çoğu zaman öğrencilere insan ruhsallığını derinlemesine anlamayı değil, psikanalize ilişkin basitleştirilmiş ve karikatürleştirilmiş imgeleri öğretir. Bu yazı, Psikoloji 101 derslerinde çağdaş psikanalitik düşüncenin nasıl görünmez kılındığını ve bunun psikolojik okuryazarlık açısından ne tür sonuçlar doğurduğunu ele alıyor. Psikolojik cehaletin yalnızca bireysel değil, kültürel ve toplumsal bir mesele olduğunu hatırlatıyor. (Editoryal)


Öğrenciler psikolojiyi öğrendiklerini sanırlar. Oysa onlara öğretilen, karikatürleştirilmiş temsillerdir.

Biyoloji 101 öğrencileri biyolojinin “Darwin” çalışması olduğunu düşünmez. Astronomi 101 öğrencileri astronominin “Kopernik” olduğunu düşünmez.

Diğer disiplinlerdeki giriş dersleri tarihsel figürleri değil, güncel bilgiyi öğretir. Ama Psikoloji 101 öğrencilerine rutin olarak psikanalizin “Freud” olduğu öğretilir.

Psikoloji ders kitapları çağdaş kuram ve uygulamayı görünmez kılar. Bunun yerine, at arabası döneminden kalma bir psikanaliz karikatürü sunar ve bunu güncel uygulamaymış gibi yanlış temsil ederler; üstelik o at arabası dönemi kavramlarını da yanlış aktarırlar. Onların “psikanaliz” diye sunduğu şey, psikanalitik klinisyenler için tanınamaz hâldedir.

Ders kitapları, psikanalitik klinisyen olmayan ve psikanalitik terapi hakkında çok az şey bilen akademik psikologlar tarafından yazılır. Bu yazarlar önceki giriş düzeyi ders kitaplarına dayanır; o kitaplar da kendilerinden öncekilere dayanmıştır. Bu kapalı bir sistemdir ve kuşaklar boyunca böyle sürüp gitmiştir.

Öğrencilerin “psikanaliz”in modası geçmiş ve çürütülmüş bir şey olduğunu düşünerek dersten ayrılmalarına şaşmamak gerek. Onların ve hocalarının psikanalizi alaya alınacak bir şey gibi görmelerine de şaşmamak gerek.

Ben ileri düzey lisansüstü eğitimden değil, giriş derslerinden söz ediyorum. Psikoloji 101, çoğu insanın psikolojiyle ilgili alacağı ilk ve son formel eğitimdir. O öğrenciler geleceğin hekimleri, eğitimcileri, gazetecileri, fenomenleri, politika yapıcıları, hastaları ve seçmenleri olacaktır. Onlara ne öğretildiği (ve ne öğretilmediği) önemlidir.

Öğrenciler psikanalitik nesne ilişkileri hakkında herhangi bir şey öğreniyor mu? Kendimize ve başkalarına ilişkin içsel temsillerimizin benlik kavrayışımızı ve ilişkilerimizi nasıl şekillendirdiği hakkında bir şey öğreniyorlar mı? Psikanalitik terapilerin bu temsilleri değiştirmek için nasıl çalıştığı hakkında bir şey öğreniyorlar mı? Hayır.

Psikanalitik (evet, psikanalitik) bağlanma kuramı hakkında bir şey öğreniyorlar mı? Bebeklikte oluşan bağlanma stillerinin yaşam boyunca nasıl sürdüğü hakkında? Bunların flörtleşmeye, ilişkilere ve cinselliğe nasıl uygulandığı hakkında? (Sonuçta onlar 18-19 yaşında gençler.) Hayır.

Psikanalitik çatışma kuramı hakkında bir şey öğreniyorlar mı? Hepimizin nasıl çelişkili güdülere sahip olduğunu, kendi kendimizle nasıl ters amaçlar doğrultusunda hareket ettiğimizi ve bu içsel çatışmaların beynin yapısında nasıl köklendiğini öğreniyorlar mı? Hayır; hem de hiç.

Psikanalitik ilişkisel kuram hakkında bir şey öğreniyorlar mı? İlişkilerin içine nasıl doğduğumuzu ve ilişkiler içinde nasıl geliştiğimizi; birbirimizin deneyimini sürekli olarak nasıl etkilediğimizi, şekillendirdiğimizi ve birlikte yarattığımızı öğreniyorlar mı? Psikolojik olarak içinde var olduğumuz ilişkisel sistemlerden ayrı düşünülemeyeceğimizi öğreniyorlar mı? Yine hayır.

Aktarım hakkında bir şey öğreniyorlar mı? Tüm ilişkileri neden geçmiş ilişkilerimizin merceklerinden deneyimlediğimizi ve geçmiş ile bugünün örtüşmesinin nasıl en büyük hazzımızın da en büyük acımızın da kaynağı olduğunu öğreniyorlar mı? Bunun şu anda ve yaşamımızın geri kalanında sahip olduğumuz her ilişkiyi nasıl etkilediğini öğreniyorlar mı? Hayır.

Bu kavramlardan herhangi birinin psikoterapiyle ne ilgisi olduğunu öğreniyorlar mı? İnsanların yaşam boyu süren örüntülerden özgürleşmelerine yardımcı olmak için bunları tedavide gerçekte nasıl uyguladığımızı öğreniyorlar mı? Psikoterapinin neden bu kadar çetrefilli olduğunu ve bir terapi ilişkisinin nasıl bu kadar kolay raydan çıkabileceğini öğreniyorlar mı? Yine hayır.


Öğrenciler bu kavramlardan herhangi birinin psikoterapiyle ne ilgisi olduğunu öğreniyorlar mı? İnsanların yaşam boyu süren örüntülerden özgürleşmelerine yardımcı olmak için bunları tedavide gerçekte nasıl uyguladığımızı öğreniyorlar mı? Hayır.


Hepimizin sahip olduğu ve her gün başkalarında karşılaştığımız kişilik stilleri hakkında bir şey öğreniyorlar mı? Kişilik stillerine ilişkin bilgimizin hem kuşaklar boyunca birikmiş klinik bilgeliği hem de titiz ampirik araştırmaları nasıl yansıttığını öğreniyorlar mı? Elbette hayır.

Kendimizin bazı parçalarının başka parçalarımıza nasıl saldırdığını -saldırganlığı nasıl kendimize yönelttiğimizi- ve bunun depresyona nasıl yol açtığını anlıyorlar mı? Bakımverenlerden erken dönemde yaşanan kayıp ya da ayrılığın depresyona nasıl yol açtığını anlıyorlar mı? Hayır.

Yansıtılmış öfke ve nefretin neden paranoyaya yol açtığını öğreniyorlar mı? Hayır.

Narsisizmin bizi neden zorunlu olarak depresyona yatkın hâle getirdiğini öğreniyorlar mı? Sağlıklı ve sağlıksız narsisizm arasındaki farkı ya da tedavi edilebilir narsisizm ile kötücül narsisizm arasındaki farkı öğreniyorlar mı? Hayır.

Şizoid kişilik stillerine sahip insanların hem bağ kurmayı nasıl şiddetle arzuladıklarını hem de buna nasıl tahammül edemediklerini anlıyorlar mı? Böyle bir kişinin umutsuzca istediği ilişkilerden neden geri çekilebileceğini anlıyorlar mı? Bunu arkadaşlarında, aile üyelerinde, hastalarında -ya da kendilerinde- gördüklerinde ne yapacaklarını biliyorlar mı? Hayır.

Psikopatinin ne olduğunu ve psikopatik kişiliklere sahip insanların neden insani empatiden ve içselleştirilmiş bir ahlaki sistemden yoksun olduklarını öğreniyorlar mı? Bunu nasıl tanıyacaklarını ve kendilerini bundan nasıl koruyacaklarını öğreniyorlar mı? Hayır, hayır ve hayır. Bunların hiçbirine dair hiçbir şey öğrenmiyorlar.


Öğrenciler, at arabası döneminden kalma karikatürleri, güncel uygulamaymış gibi yanlış sunulmuş hâliyle öğreniyorlar.


Psikanalitik kavramları, kendi yaşamları ve kişisel meseleleriyle bağlantı kurabilecekleri biçimde öğrenmiyorlar. Bunun yerine, at arabası döneminden kalma karikatürleri öğreniyorlar -üstelik bunlar, o at arabası dönemi kavramlarını bile anlamayan eğitmenler tarafından, onları kendileri de anlamayan kişilerin yazdığı ders kitaplarından, berbat biçimde öğretiliyor.

Ve bütün bunların saçmalıktan ibaret olduğu öğretiliyor onlara -psikanalitik terapiyi hiç deneyimlememiş, çağdaş bir psikanalitik kitap ya da dergi makalesi okumamış, psikanalitik kavram ve yöntemleri destekleyen bilimsel kanıtları incelememiş eğitmenler tarafından.

Psikolojik okuryazarlıktan yoksun bir kültürde yaşıyoruz; psikopatları ve kötücül narsisistleri siyasal makamlara seçen; ruh sağlığı alanındaki sahte vaatlere ve gelip geçici modalara kanan; uzun süredir devam eden ruhsal sorunların 6-8 seansta çözülebileceğine ilişkin sağlık sigortası propagandasına inanan; performatif Insta-terapistlere kapılan ve kendi reklamını yapma ile pazarlamayı bilgi sanan; kendi üzerine düşünme yerine ilacı tercih eden; girişim sermayesiyle fonlanan startup’ları ruh sağlığı hizmeti zanneden; ve bunun bedelini artan intihar, depresyon, anksiyete, şiddet ve umutsuzluk ölümleri oranlarıyla ödeyen bir kültürde.

Karmaşık toplumsal sorunlar Psikoloji 101 derslerinde çözülemez. Ancak öğrencilere, kendilerini ve başkalarını anlamalarına, yaşamın duygusal karmaşıklıklarıyla daha iyi başa çıkmalarına yardımcı olacak temel ve zamanın sınavından geçmiş kavramlar yerine karikatürler öğretilmesi de bu soruna hiçbir katkı sağlamaz.

Psikolojik okuryazarlık eksikliğinin sonuçlarını yaşıyoruz.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir