Terapistlerin Hastalarını Hayal Kırıklığına Uğratmalarının Kaçınılmazlığı

Yazı, terapistlerin özenli çalışsalar bile hastalarını zaman zaman hayal kırıklığına uğratabileceklerini ve bunun terapötik ilişkinin insani sınırlarıyla bağlantılı olduğunu anlatıyor. Anlaşılmama, unutulma ya da terk edilme gibi anlar, hastanın önceki ilişkilerinden tanıdığı acıları terapi içinde yeniden canlandırabilir. Terapistin bu anlarda kendi tepkilerini de incelemesi, hastanın ilişkisel dünyasını anlamasına yardımcı olabilir. (Editoryal)


Ve yaşadığımız başarısızlıkların ortasında, alçakgönüllülükle yola devam etmeye kendimizi nasıl adadığımız

Duygusal yakınlık, herhangi bir biçimde, hem şefkat hem de incinme için elverişli bir zemin hazırlar.

İnsanlar terapi sürecindeki düzeltici duygusal deneyimlerden [corrective emotional experience] sıklıkla bahsederken, sanki bu düzeltme insanın her zaman ihtiyaç duyduğu o ilişkiye nihayet kavuşmasından kaynaklanıyormuş gibi konuşurlar. Bunda doğruluk payı olsa da bu bakış açısı sığ bir yaklaşımdır. Bir hastanın hayatında eksik olabilen tutarlılığı, uyumu, güvenliği, merakı ve özeni sunmayı kesinlikle hedeflesek de sunduğumuz ilişki kaçınılmaz olarak kendi hayal kırıklıklarını da beraberinde getirir.

Bu yazının amacı doğrultusunda, terapistlerin ağır hukuki veya etik ihlallerde bulunmasından bahsetmiyorum. Bu, kişinin uzmanlık alanının dışına çıkmasının veya yürüttüğü çalışmada ciddi zararlara yol açmasının tehlikeleri üzerine bir yazı değildir.

Aksine, bu yazı terapötik sürecin akışı içinde ortaya çıkan ilişkisel yaralanmalarla [relational wounding] ilgilidir. Her bir yaralanmanın kendine özgü nüansı farklılık gösterse de yaşanan acı, hastanın bir başkası tarafından tanınmaya ve duygusal olarak yatırım yapılmaya dahil olan o sıradan incinebilirliğinin içinde var olur.

Bu anlamda başarısızlık, hem hastaların hem de terapistlerin ilişkilerin ve yaşamın doğasında var olan kusurlarla yüzleşmesini gerektirir. Bize, tüm varlığıyla orada olmayı ve tanıklık etmeyi sunmak üzere tasarlanmış olan terapötik ilişkide bile acı verme olasılığını tamamen ortadan kaldıramayacağımız yönündeki karmaşık gerçekle hesaplaşmamızı söyler.

Hastalarımızı, Başka İnsanların Onları İncittiği Yollarla İncitiriz

Hastalarımızı incitme biçimimiz, sıklıkla onlara derinden tanıdık ve acı verici gelen diğer ilişkisel yaralanmalarla benzerlik gösterir.

Eğer bir insan sıklıkla anlaşılamadığını hissediyorsa, sizin tarafınızdan anlaşılamadığını hissettiği bir anı bekleyip ona tutunabilir. Başkalarının yaptığı gibi sizin de onu terk edeceğinizi veya bırakıp gideceğinizi öngörüyorsa, tatile gitmeniz tam da bu dinamiği yeniden tetikleyebilir.

Bunların hiçbiri bizi şaşırtmamalı. İnsanlar içselleştirilmiş ilişkisel kalıplarını [internalized relational templates]  terapiye getirirler ve aktarım [transference], yineleme [repetition] ve sahneleme [enactment] aracılığıyla, dışarıda ne oluyorsa burada da kendini gösterir.

Başvuru yakınmaları ne olursa olsun, terapötik ilişki, güvenlik, bağımlılık, güç ve kayıp etrafındaki beklentilerin ortaya çıktığı bir başka alanı temsil eder.

Mantıksal düzeyde, terapistler bunu bilirler.

Duygusal olarak ise, bu tür yaralanmaları kabul etmek son derece rahatsız edici olabilir. Çünkü bizler bu ilişkinin farklı olmasına yatırım yaparız. Terapistler sıklıkla hastanın hayatındaki ‘iyi insan’ olmayı arzularlar. Kendi şefkatlerinin, daha önce bu kadar çok acı vermiş olan şeyleri danışanın yeniden yaşamasından onu korumasını isterler. Kimi zaman da insanları katlandıkları o şiddetli acıdan kurtarma veya onları onarma arzusuyla aşırı özdeşim kurarlar.

Ve yine de kaçınılmaz olarak insanız. Terapötik çerçeve de doğası gereği sınırlıdır. Elimizden gelenin en iyisini yaparız ama tam yerine oturmayan bir düşünce sunarız. Hastanın patronunun adını unutuveririz. Ya da arabamız bozulduğu için son dakikada seansı iptal etmek zorunda kalırız.

Uyumsuzluk yaşadığımız bütün yolları saymaya devam edebilirim. Mükemmel uyumlanmanın asla var olamayacağını fark etmekte böyle bir yas bulunabilir. Terapide, en derin koşulsuz olumlu saygımız bile, bizi danışanın o son derece gerçek ilişkisel dünyasına katılmamızı engelleyemez.

Nitekim bazen zarar vermekten kaçınma arzumuzun kendisi bizzat zarar verir. Bu durum, o an getirilmiş olan malzeme ile kalmak yerine aşırı uyum gösterdiğimizde, kurtarmaya çalıştığımızda, geri çekildiğimizde, güvence verdiğimizde, alttan alıp yatıştırdığımızda veya erkenden çözümler sunmaya atladığımızda kendini gösterir.

Karşıaktarıma dikkat etmenin özellikle işe yaradığı yer tam da burasıdır. İşler düzensiz hissettirdiğinde içinizde ne uyanıyor?  Hangi rolü üstlenmeye çağrıldığınızı hissediyorsunuz?  Bilinçli veya bilinçdışı olarak hangi role bürünüyor olabilirsiniz? Sizin verdiğiniz tepki danışan hakkında eksiksiz bir bilgi sunmasa da, onun ilişkisel dünyasına dair kesinlikle potansiyel veriler sağlar.

Kaynak:

Arzt, N. (2026, 18 Eylül). The inevitability of therapists failing their patients. Nicole Arzt’s Substack. https://nicolearzt.substack.com/p/the-inevitability-of-therapists-failing

Yorum Yazın