Bu sayfada Introduction to Psychoanalysis: Contemporary Theory and Practice‘in [Psikanalize Giriş: Çağdaş Kuram ve Uygulama] bölümlerinin çevirilerinin linkleri yer almaktadır.
İçindekiler
Birinci Baskıya Ön Söz (Aşağıda)
İkinci Baskıya Ön Söz (Aşağıda)
KISIM I
1 Giriş: Tarihçe ve İhtilaflar
3 İç Dünyanın Kökenleri
5 Aktarım ve Karşıaktarım
6 Rüyalar, Semboller ve Psikanalitik İmajinasyon
KISIM II
8 Terapötik İlişki
9 Klinik Dilemmalar
10 Psikanaliz ve Ruh Sağlığı Uygulaması
11 Psikanalizde Araştırma
12 Psikanalizin Geleceği: Zorluklar ve Olanaklar
Psikanaliz nedir? Günümüzdeki ruh sağlığı krizi karşısında hâlâ geçerli midir? Psikanaliz, psikolojik sıkıntı ve rahatsızlık yaşayan insanlara nasıl yardımcı olabilir? Bu önemli yeni kitap, psikanalizin, ortaya çıkışından bu yana nasıl değiştiğini ve 21. yüzyılın ruh sağlığı profesyonelleri ile hastalarının ihtiyaç ve kaygılarına nasıl uyum sağladığını inceliyor.
Bu kitabın ilk kısmı, psikanalizin kökenlerine ve başlıca post-Freudyen ekolleri -neo-Freudyen, Kleinyen, kişilerarası, kendilik psikolojisi ve Lacancı- karakterize eden kuramlara dair özlü ve tarafsız bir açıklama sunar; ayrıca bu ekollerin hangi yönlerden örtüştüğü ve nerelerde ayrıştığını ele alır. İkinci kısım ise değerlendirme, serbest çağrışım, rüya analizi, aktarım ve karşı-aktarım gibi psikanalitik tekniğin terapi odasındaki uygulamalarını klinik örnekler aracılığıyla incelemektedir. Psikologlar, psikiyatristler, sosyal hizmet uzmanları, çocuk ruh sağlığı uzmanları ve ruh sağlığı hemşireleri gibi ruh sağlığı alanında çalışan profesyonellerin, kuramsal eğilimleri ya da görevleri ne olursa olsun, psikanalitik yaklaşımın güçlü yönleri, geçerliliği ve sınırlılıkları konusunda bilgi sahibi olmaları gerekmektedir.
Bu kitap, günümüzdeki psikanalize dair vazgeçilmez, güncel ve erişilebilir bir anlatım sunmaktadır. Baştan sona, psikanalize ilgi duyan 21. yüzyıl okurunun bakış açısı göz önünde bulundurularak şekillendirilmiş olan bu eser, psikanalistler ve ilgili ruh sağlığı profesyonelleri kadar, öğrenciler ve ruh sağlığı tedavisine ilgi duyan herkes için de büyük bir ilgi kaynağıdır.
Birinci Baskıya Ön Söz
Psikanalize yeni başlayanlara, özellikle de kafa karışıklığından kaçınmak istiyorlarsa, genellikle doğrudan Freud’a gitmeleri tavsiye edilir -tekniğe ilişkin derslere (Freud, 1912, 1914), Giriş Derslerine (Freud, 1916–1917) ya da İki Ansiklopedi Makalesine (Freud, 1923). Bunun nedeni yalnızca Freud’un psikanalizin doğduğu kaynak olması, ya da düşüncesinin ve üslubunun açıklığı, hatta “Freud’a geri dönme”nin psikanalitik bir zorunluluk olarak görülmesi değildir. Bunun bir nedeni de psikanalizin erken dönemlerinde tek bir psikanalitik “anametin”in [mastertext] (Schafer, 1990) hâlâ mümkün olmasıdır; oysa psikanalitik hareket genişleyip çeşitlendikçe bu durum giderek daha sorunlu hâle gelmiş, ayrıca buna tartışmalar ve bölünmeler tarafından da meydan okunmuştur.
Psikanaliz uygulamasına ilişkin giriş düzeyinde ya da yarı giriş niteliğinde birçok çağdaş ve son derece iyi kitap bulunmaktadır. Bizim özellikle yararlı bulduklarımız kaynakçada yıldız işaretiyle belirtilmiştir. Bu kitapların her biri psikanalitik sürece ilişkin belirli bir bakış açısı sunma eğilimindedir -Kleinyen, Bağımsız, Çağdaş Freudyen, Kişilerarası, Kohutçu, Lacanyen ve Ego Psikolojisi perspektifleri gibi. Bu durum kısmen, analitik eğitimin merkezinde kişisel analizin benzersiz bir yere sahip olmasının kaçınılmaz bir sonucudur. Psikanalize ilişkin farklı yaklaşımların her biri yalnızca kuramsal bir yönelimi değil, aynı zamanda bir geleneği, bir üslubu, bir aidiyeti ve analizanın [analysand] bu eğitim süreci içinde edindiği ortak değerler ile varsayımlar bütününü de temsil eder. Analizanın, bir yandan özdeşim kurduğu tüm bu unsurları özümseme, diğer yandan ise kendi analitik sesini bulabilmek için gerekli olan içsel özgürlüğü elde etme yönündeki olgunlaşma görevinden geçmesi gerekir.
Routledge’dan Edwina Wellham tarafından, Jonathan Pedder’in önerisi üzerine, onun ve Dennis Brown’un (Brown & Pedder, 1993) Introduction to Psychotherapy adlı kitabına eşlik edecek bir cilt yazmamız için davet edildiğimizde, psikanalitik kuram ve uygulamanın farklı damarlarını bir araya getirme girişimi için zamanın olgunlaştığını düşündük; hem bunların “ortak zemin”ini (Wallerstein, 1992) hem de aralarındaki farklılıkları vurgulamak istedik. Kuramsal ayrışmalara rağmen “klinik kuram”ın [clinical theory] (Klein, 1976) anlamlı bir biçimde birleştirilebileceği düşüncesi bizi cesaretlendirdi. Metnimizi çok sayıda klinik örnekle temellendirmeye ve çeşitli klinik yaklaşımların ortak bir çerçeve içinde nasıl yer aldığını göstermeye çalışmaya kararlıydık. Hem mezhepçi yaklaşımların hem de eklektisizmin taşıdığı tehlikelerin ve tuzakların farkındayız. Analistlerin, mesleklerinin çeşitliliği içinde yer alan farklı fikir ve tekniklerin geniş yelpazesinden yararlanabilmeleri gerekir. Bununla birlikte, etkili bir biçimde çalışabilmek için çoğunun belirli bir analitik perspektif içinde uygulama yapması gerekir.
Kitabımız, belki de “eleştirel sözlük” [critical dictionary] (Hinshelwood, 1989; Rycroft, 1972) geleneğine dâhil edilebilir; çünkü her bir psikanalitik bakış açısından neyin değerli olduğunu açıklığa kavuşturmayı, sorgulamayı ve ayıklayıp ortaya koymayı amaçlamaktadır. Mümkün olan her yerde araştırma bulgularını psikanalitik kavramlar ve uygulama ile ilişkilendirmeye çalıştık ve yazım ile yayımlanma arasındaki kaçınılmaz zaman farkının sınırlılıkları içinde, çağdaş psikanalitik düşünce açısından mümkün olduğunca güncel olmaya özen gösterdik. Kitabımıza “çağdaş” psikanaliz [“contemporary” psychoanalysis] alt başlığını verdik; böylece “klasik” [classical] ile “modern” [modern] (ya da “çağdaş” [contemporary]) uygulama ve düşünce arasında yararlı olmakla birlikte bir ölçüde yapay olan bir karşıtlık kurduk. “Klasik” ve “modern” terimleri, bir kısaltma olarak yararlı olsalar da birbirine karşıt olarak değil, aksine birinin diğerinin üzerine dayanması şeklinde düşünülmelidir. Ayrıca hem kamu sektöründe psikiyatrik bir bağlamda hem de özel pratikte eşzamanlı olarak çalıştığımız için, ele aldığımız konuların hatırı sayılır bir bölümünü oldukça ağır düzeyde bozulmuş hastalarla psikanalitik terapinin rolüne yöneltmiş bulunuyoruz.
Bu durum, biz yazarların kim olduğu meselesini gündeme getirir. Yazarlarımızdan biri (A.B.) önemli ölçüde psikiyatrik deneyime sahip bir analisttir; diğeri (J.H.) ise psikanalitik yönelimi bulunan bir psikiyatrist ve psikoterapisttir. Bir ekip olarak, ortak bir bakış açısı sunmamıza yetecek kadar ortak noktamızın, anlatımımıza genişlik kazandıracak kadar da farklılığımızın olduğunu umuyoruz. Genel olarak işbirliğimiz sorunsuz ilerledi. Bazı durumlarda birimiz fazla eleştirel davrandığımızı ve yeterince “analitik” olmadığımızı düşünürken; diğerimiz ise fazlasıyla saygılı davrandığımızı ve analitik yaklaşımı daha geniş bir entelektüel ve kültürel bağlam içine yerleştirmekte başarısız kaldığımızı düşündü.
Peki ya siz, okur? Amacımız, psikanaliz ve psikanalitik psikoterapi öğrencileri için yararlı olacak bir kitap ortaya koymaktı -çağdaş psikanalizin temel ilkelerini ve uygulamasını tek bir ciltte kapsayan, klinik açıdan anlamlı ve kuramsal bakımdan düşündürücü bir kaynak. Kuşkusuz bazı okurlar için söylediklerimizin büyük bir kısmı tanıdık gelecektir; bazıları içinse anlaşılması güç olabilir. Umuyoruz ki saflık ile yetkinlik arasında yeterli bir geçiş alanı yaratarak değerli olabilecek bir çalışma ortaya koymuşuzdur.
Kitabımızdaki eksikliklerin ve hataların -hem ihmalden hem de yaptıklarımızdan kaynaklananların- fazlasıyla farkındayız. Etnisite, sınıf ve toplumsal cinsiyet meselelerini yalnızca çok sınırlı bir biçimde ele alabildik. Psikanalitik yaklaşımımız neredeyse bütünüyle “Freudyen”dir ve kuşkusuz Jungçu ya da Lacanyen psikanalizin kapsamına hakkını verecek ölçüde yer verememiş bulunuyoruz. Bir diğer dikkat çekici eksiklik, her ikimizin de yetkinlik alanının dışında kalan çocuk psikanalizinin ciddi bir biçimde ele alınmamış olmasıdır. Alan darlığından -heves eksikliğinden değil- psikanalizin önemli kültürel yansımalarını edebiyat kuramı, psikotarih ve sosyoloji alanlarına uzanacak şekilde takip edemedik. Metin çok sayıda örnekle açıklanmıştır. Basılı bir eserde vaka materyali kullanmanın doğurduğu etik güçlüklerin derinden farkındayız. Bazı durumlarda bu tür materyalin yayımlanması için hastalarımızdan izin aldık. Diğer bazı durumlarda ise bu mümkün olmadı; ancak her durumda biyografik ayrıntıları gizledik ve kurmaca hâline getirerek değiştirdik.
Kitapların mutlaka baştan sona okunması gerekmez. Her bölüm kendi içinde bütündür ve bazı konular -aktarım, yansıtmalı özdeşim, mutatif yorumlamalar ve geçiş alanı- kaçınılmaz olarak tekrar tekrar ortaya çıktığı için bölümler arasında kapsamlı çapraz göndermeler kullandık. Herhangi bir zanaat ya da becerinin öğrenilmesinde kuram ile uygulama arasında diyalektik bir ilişki vardır ve psikanaliz de bunun istisnası değildir. Kitabın ilk, daha kuramsal bölümü ile ikinci, daha klinik ve pratik bölümü arasında belirgin bir üslup değişiminin farkındayız. İlk kısım, çağdaş psikanalitik kurama ilişkin güncel bir anlatım sunmayı amaçlamakta ve umarız yalnızca yeni başlayanlar için değil, ileri düzey uygulayıcılar için de ilgi çekici olacaktır. İkinci kısım ise kaçınılmaz olarak daha giriş niteliğindedir. Kuramın giderek artan karmaşıklığı ve çeşitliliği ile uygulamadaki ortak çizgi arasındaki bu ayrışma, psikanaliz içindeki tartışmaların giderek daha fazla odaklandığı bir konu hâline gelmiştir (Tuckett, 1994).
Böyle bir kitap, yazarları etkilemiş ve onlara yardımcı olmuş öğretmenlere, analistlere, meslektaşlara, öğrencilere, hastalara, süpervizörlere ve dostlara (bunların birçoğu aynı anda birden fazla kategoriye girer) tarif edilemez şekilde borçludur. Özellikle John Adey, Mark Aveline, Rosemarie Bateman, Patrick Galwey, Fiona Gardner, Isabelle Grey, Stephen Grosz, Ros Holmes, Matthew Holmes, Jane Milton, Jonathan Pedder, Rosine Perelberg, Glenn Roberts, Charles Rycroft ve Mark Solms’a teşekkür etmek isteriz; zira bu kişiler elyazmasının bir bölümünü ya da tamamını büyük bir cömertlik ve zaman ayırarak okumuş, pek çok yararlı öneride ve düzeltmede bulunmuşlardır. North Devon District Hospital baş kütüphanecisi Alison Housley; Institute of Psychoanalysis baş kütüphanecisi Jill Duncan; ve Haringey Healthcare, St Ann’s Hospital baş kütüphanecisi Eleanor MacKenzie, kaynak taleplerimizi olağanüstü bir neşe ve etkinlikle karşılamışlardır. Son olarak, yakın ailelerimizin sağladığı sevgi, destek, yararlı eleştiriler, zaman zaman dile getirilen sabırsız itirazlar ve dengeleyici dikkat dağıtıcılar olmasaydı, bu kitabın böylesine sevinçle ortaya çıkması kesinlikle mümkün olmazdı.
İkinci Baskıya Ön Söz
Routledge’daki değerli editörümüz Susannah Frearson bizi bu kitabın yeni bir baskısını hazırlamaya davet ettiğinde bu bizim için bir bakıma şaşırtıcı oldu. Psikanalize dair bu çalışmayı derleyeli ve onun psikiyatrik ile psikoterapötik uygulamamızı nasıl şekillendirdiğini anlatalı gerçekten çeyrek yüzyıl mı olmuştu? Ancak “plus ça change, plus c’est la même chose” diye düşündük -yani, kadar değişirse değişsin, aslında aynı kalır. Psikanalizin çarklarının yavaş döndüğü düşünülürse -yeni nedir?
Bir ölçüde şaşkınlığımıza rağmen, yanıtın hem bizim açımızdan daha dar anlamda hem de daha geniş ölçekte oldukça fazla olduğu ortaya çıktı. A.B., psikanalitik olarak bilgilendirilmiş mentalizasyon temelli tedaviyi [MTT][mentalisation-based treatment, MBT] geliştirmiş ve ona öncülük etmiştir; bu yaklaşım günümüzde borderline kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu, madde kötüye kullanımı, psikoz ve yeme bozuklukları için dünya çapında önde gelen terapilerden biri hâline gelmiştir. MTT, başlangıcından itibaren kanıta dayalı olması ve psikanalizin o zamana kadar çoğu kez kaçındığı ya da dışında kaldığı randomize deneylerin altın standardını karşılaması bakımından, uygulamalı psikanalizin en iyi örneklerinden birini temsil eder. Bu arada J.H.’nin bağlanma kuramına ve daha yakın zamanda ilişkisel sinirbilime [relational neuroscience] duyduğu ilgi, başlangıçtaki psikanalitik direncin aşılmasına katkıda bulunmuş ve her ikisinin de psikanalitik ana akıma doğru yönelmesine yardımcı olmuştur.
Psikanaliz bir bakıma bir gerontokrasi [gerontocracy: yaşlıların yönettiği hükümet] olma eğilimindedir. Bu nedenle gençlik, tazelik ve İngiliz edebiyatı alanındaki birikiminin yanı sıra üniversite temelli bir psikanalitik eğitim programını yürütme deneyimini de beraberinde getiren yeni bir ortak yazarımızın, E.A.’nın aramıza katılmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu son nokta aynı zamanda bir başka yeniliği de yansıtmaktadır; zira üniversite temelli eğitim programları, ilk baskı yazıldığı dönemde egemen olan bağımsız ve çoğu zaman kült benzeri nitelikler taşıyan eğitimlerden belirgin biçimde farklıdır.
Govrin (2019), psikanalizde “birinci düzey” [first-order] ve “ikinci düzey” [second-order] yaratıcılıklar arasında yararlı bir ayrım yapar. Birincisi, Freud ve onun çağdaşlarının öncülük ettiği kavram ve tekniklerin geliştirilmesi ve daha sonra gelenler tarafından genişletilmesi anlamına gelir. Bu yeni baskıda ele aldığımız örnekler arasında şunlar bulunmaktadır: çağdaş yansıtmalı özdeşim kavramının, Klein, Bion ve Heimann’ın Freud’un karşıaktarım kavramına getirdikleri yeniden formülasyonlardan nasıl ortaya çıktığı ve daha sonra Ogden, Birksted-Breen ve Ferro tarafından nasıl daha ileriye taşındığı; Klein ve Winnicott’un, daha sonra da Steiner ve Britton’un, Freud’un Oidipal konstelasyonundan geriye doğru çıkarımlar yaparak ilksel anne-bebek ilişkisini nasıl kuramsallaştırdıkları; ve Barratt’ın Freud’un serbest çağrışım keşfini yeniden işlemesinin Bollas ve Lacan’dan nasıl yararlandığı. İkinci-düzey yenilikler ise psikanalizin dışından gelen fakat onun kuramı ve uygulaması üzerinde önemli etkiler yaratan ilerlemeler ve keşiflerdir. Bunlara anne-bebek etkileşimlerine ilişkin gözlemsel çalışmalar; çocukluk dönemindeki olumsuz yaşantıların ruhsal ve bedensel sağlık üzerindeki uzun vadeli etkilerinin gösterilmesi; sinirbilimdeki gelişmeler; ve toplumsal cinsiyet, etnisite ve cinsel yönelime ilişkin değişen tutumlar örnek olarak verilebilir.
Bu ikinci baskıdaki amacımız, bu yenilikleri, ilerlemeleri ve genişletmeleri kitaba dâhil ederken, psikanalitik kavram ve teknikleri açık ve anlaşılır bir biçimde sunma yönündeki temel amacımıza sadık kalmaktır. Her bölüm kapsamlı biçimde yeniden yazılmış ve kaynaklar güncellenmiş olsa da, kitabın özgün yapısını büyük ölçüde koruduk; yalnızca yeni bir son bölüm ekledik. Umarız bu bölüm, sosyal medya ile uzaktan terapi ve öğrenme konularına ilişkin bir tartışmayı da içerecek biçimde metni 21. yüzyıl bağlamında güncellemiştir.
Biraz tartışmadan sonra, kitabın ön sayfasında yer alan psikanalitik “aile ağacı”nı korumaya karar verdik; ancak onu güncellemedik, çünkü yanlışlık yapma, birilerini gücendirme ya da gizliliği ihlal etme riskinden kaçınmak istedik. Ayrıca amacımız psikanalizi çağdaş bilimsel ve entelektüel ana akım içine yerleştirmek ve öncelikle kişilikler ile “guru” figürlerinden ziyade fikirler ve teknikler üzerinde durmaktır. Bununla birlikte, psikanalizde Balint’in (1952) “apostolik/havarisel ardıllık” [apostolic succession] dediği şeyin varlığı kuşkusuzdur; burada Freud’dan başlayarak analistlerin birbirini izlemesi, Katolik Kilisesi’ndeki el verme [laying on of hands] ritüeline denk düşen bir aktarım biçimini temsil eder. Bu sözlü gelenek göz ardı edilmemelidir; çünkü psikanalitik yöntemin özünü oluşturan analist–analizan ilişkisini somut olarak bünyesinde taşır. Psikanalitik bakış açısından kişilik, gelişimsel öykü ve savunulan fikirler birbirinden ayrılmaz biçimde bağlantılıdır. Uygulayıcılar, belirli bir analistin hangi geleneğe -Kleinyen, çağdaş Freudyen, ilişkisel, kendilik psikolojisi vb.- ait olduğunu ve dolayısıyla analistlerinin kimler olduğunu bilmek isterler. Bu yalnızca bir dedikodu meselesi değildir -gerçi kabul etmek gerekir ki analitik yaşamda bunun da önemli bir payı vardır- aynı zamanda bir meslektaşın fikirlerini ve yöntemlerini bağlam içine yerleştirmeye yardımcı olur ve onların “nereden geldikleri”ne işaret eder.
Bunun bütünüyle ortaklaşa yürütülmüş bir proje olduğunu özellikle vurgulamak isteriz. İlk baskı yayımlandıktan sonra içimizden birine (A.B.), belki de bazı psikanalistlerin yapmaya eğilimli olduğu gibi psikanaliz ile diğer “daha aşağı” terapi biçimlerini kesin bir şekilde ayırmak isteyen saf görüşlü [purist] bir meslektaş tarafından, tam eğitimli bir psikanalist olarak kitabın hangi bölümlerini onun yazdığı soruldu. Buna verilen sadık yanıt, kitabın her kelimesinden ikimizin de sorumlu olduğuydu. Aynı şeyin burada üçümüz için de geçerli olduğunu düşünmek isteriz.
Hem bu ikinci baskının hem de ilk baskının temelinde yatan temel bir soru vardır; bunu bir sonraki bölümde daha ayrıntılı biçimde ele alıyoruz. Psikanaliz hâlâ önemli midir? Bizim coşkumuz, bizi biçimlendirmiş fakat artık çağdaş ruh sağlığı uygulamaları ve 21. yüzyıl yaşamının daha geniş dalgalanmaları içinde geçerliliğini yitirmiş bir meta-anlatıya duyulan nostalji ve sadakatin yalnızca bir kalıntısı mı? Klasik psikanaliz, psikiyatri ve klinik psikoloji müfredatlarından neredeyse tamamen kaybolmuş durumdadır ve kamu tarafından finanse edilen psikolojik terapi hizmetlerinde de hemen hemen hiç yer almamaktadır. Konuya aşina olmayanlar için “psikoterapi” terimi artık aşağı yukarı bilişsel-davranışçı terapiyi ifade etmektedir. Ayrıca çeşitli “iyi oluş” [wellness] uygulamaları ve pozitif psikoloji programları da oldukça popülerdir.
Buna karşılık, psikanalitik düşüncelere edebiyat, sosyal antropoloji ve toplumsal cinsiyet çalışmaları gibi daha geniş alanlarda ilginin yeniden canlandığı görülmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi, uygulamalı psikanalizin ruh sağlığı bağlamlarında -özellikle daha ağır düzeyde bozulmuş kişilerle çalışırken ve uzun süreli terapilerin gerekli olduğu durumlarda- sunabileceği çok şey vardır. Ancak daha genel olarak biz psikanalizi, Jungçu terimlerle insan varoluşunun “gölge” yönünün temsilcisi olarak görüyoruz: arzunun yıkıcı ve sarsıcı doğası ile “ölümlülük/ölümle yüklülük” [deathfulness] olgusunun kaçınılmazlığı ve bunların nasıl çeşitli biçimlerde yansıtıldığı, inkâr edildiği, bastırıldığı ve kaçınıldığı. Araçsalcılığın, yüzeysel yaşam tarzının ve görünürlüğün egemen olduğu çağdaş Batı dünyasında psikanaliz, iç dünyanın kıvrımlarını, bireysel bir yaşamın benzersizliğini ve daha güçlü bir özgürlük ile dayanıklılık duygusunun gelişimini ifade edebilmek için vazgeçilmez bir dil sunmaktadır.
Son olarak, ne yazık ki ilk baskıda ilham kaynaklarımız arasında andığımız bazı kişiler artık hayatta değil. Bunlar arasında iki hocamız olan Jonathan Pedder ve Charles Rycroft da bulunmaktadır. Bununla birlikte zaman içinde başkaları da etki alanımıza girmiştir. Düşüncelerimizi keskinleştirmemize yardımcı olan, yazar eşler ve ebeveynlerle yaşamanın getirdiği sıkıntılara katlanan, fakat genel olarak bizi teşvik eden dostlarımıza, ailelerimize ve meslektaşlarımıza teşekkür etmek isteriz. J.H. için bunlar, belirli bir sıralama gözetmeksizin, Kristin White, Evrinomy Avdi, Arietta Slade, Alessandro Talia, Joan Raphael-Leff, Mary Hepworth, Peter Fonagy, Andrew Elder, Tobias Nolte, Sebastian Kraemer, Nick Sarra, Richard Mizen, Josh Holmes, Jacob Holmes ve her zamanki gibi Ros Holmes’tur. A.B. için ise Rosemarie Healy/Bateman -bir kitap yazmanın getirdiği güçlükler üzerine yakınmalarımı sabırla dinleyen ya da bunları sessizce görmezden gelen-, en keskin eleştirmen olan Alexandra Bateman, ansiklopedik bilgisini büyük bir cömertlikle paylaşan Peter Fonagy, psikanaliz ile psikiyatrinin gelişimini destekleme konusundaki uzun dostluğumuz ve yakın işbirliğimiz nedeniyle merhum John Gunderson ve yıllar boyunca beni sorgulayan meslektaşlar ile dostlar sayılabilir. L.A. için ise 20 yılı aşkın süredir psikanalize olan ilgimi geliştirmemde destek olan Peter Fonagy, Mary Hepworth ve David Tuckett; psikanalize duyduğu tutku benimkini de yeniden canlandıran Kerry Sulkowicz; ayrıca British Psychoanalytic Society’deki çok sayıda meslektaş, başlangıçta David Tuckett tarafından yürütülen ve daha sonra Olivier Bonard tarafından sürdürülen Comparative Clinical Methods grubu ile UCL’deki Psychoanalysis Unit yer almaktadır.
Anthony Bateman
Jeremy Holmes
Elizabeth Allison

Bir yanıt yazın