Oralite [orality], yaşamın ilk on sekiz ayında gerçekleşen psikoseksüel gelişimin oral evresinden kaynaklanan tüm ruhsal ilgileri, etkinlikleri, fantezileri, çatışmaları ve zihinsel mekanizmaları kapsayan bütüncül bir terimdir.
Oral temalar tipik olarak duygusal yaşantının en ilkel ve temel yönleri etrafında örgütlenir: açlık, doyum, bağlanma ve bağımlılık.
Freud’un psikoseksüel gelişim kuramına göre, bebeğin en erken haz yaşantıları ile saldırganlık dışavurumları, üst sindirim kanalından -diğer adıyla oral bölgeden [oral zone]- köken alır. Oral bölgede ortaya çıkan ruhsal uyarılma ve gerilim durumları, oral dürtüler [oral drives] olarak adlandırılan ruhsal güçlerin sonucu olarak kavramsallaştırılır. Sonraki gelişim evreleri ortaya çıktıkça oral bölgenin rolü azalsa da, oralite kişilik üzerindeki etkisini sürdürür ve oral temaların türevleri tüm analizlerde evrensel olarak görülür.
Psikoseksüel evrelere dayalı karakter tipleri sınıflandırması günümüzde indirgemeci kabul edilmekle birlikte, bir bireyin bütün ruhsal yapılanması içinde bağımlılık ve muhtaçlık ya da diğer oral çatışmaların [oral conflicts] baskın olduğu durumlarda, “oral karakter” [oral character] nitelemesi hâlâ zaman zaman kullanılmaktadır.
Oralite kavramı sıklıkla erken dürtü kuramının bir kalıntısı olarak göz ardı edilse de, bilinçdışı fantezinin evrensel bir örgütleyici motifi olarak psikanalizdeki önemini sürdürmektedir.
Tarihsel olarak, oraliteye duyulan ilgi erken bebeklik gelişimi, duygudurum bozuklukları, karakter yapısı ve içselleştirmenin zihinsel süreçlerine ilişkin incelemeleri teşvik etmiştir. Bununla birlikte, kimi zaman oraliteye duyulan ilgi, yetişkin ruhsal içeriğinin belirli bir erken gelişim evresine hatalı biçimde atfedilmesine katkıda bulunmuştur; bu durum psikanalitik genetik yanılgıya bir örnektir. Güncel bir bakış açısından ise, yetişkin hastada oral temaların sürekliliği, çoklu işlevlere hizmet eden bir uzlaşma oluşumu olarak anlaşılmakta; devam eden gelişimsel güçlükler ve ruhsal yapı inşası karşısında yeniden yapılandırılmış bir biçim olarak kavramsallaştırılmaktadır.
Freud’un (1897b) oral cinsel bölgeye ilk göndermesi, Fleiss ile yaptığı yazışmalarda yer alır; burada bu bölgeyi, cinsel anlamının normal koşullarda yetişkinlikte ortadan kalktığı, ancak sapkınlık gibi patolojik durumlarda varlığını sürdürebileceği bir alan olarak tanımlar. Freud’un (1905b) dürtü temelli psikoseksüel gelişim kuramı ise “Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme” adlı çalışmasında daha ayrıntılı biçimde ortaya konmuştur; bu metinde oral bölge, besin alımı yoluyla uyarılmasının haz verici bir doyum yaşantısı ürettiği ilk erojen bölge [erotogenic zone] olarak betimlenir. Freud ayrıca oral yoldan alma ile haz verici doyum arasındaki bu bağın, yetişkin yaşamda hem normal hem de patolojik biçimlerde süren zihinsel içselleştirme süreçleri için bir prototip oluşturduğunu açıklamıştır.
Psikoseksüel evreyi nesne ilişkilerinin gelişimiyle ilişkilendiren Abraham (1916, 1924a, 1924c), oral evreyi önce “ambivalans-öncesi” oto-erotik bir dönem, ardından oral saldırganlığın daha belirgin rol oynadığı “yamyamsı” ambivalan bir evre olmak üzere ikiye ayırmıştır. Abraham, altta yatan oral içe-alma fantezisini [oral incorporative fantasy] sevilen nesneyi yutma arzusu olarak tanımlamış; ayrıca oral evrede aşırı doyurma ya da yoksunluğa bağladığı oral erotizme fiksasyonu, bazı nevrotiklerin bilinçdışı fantezilerinde görülen bir özellik olarak betimlemiş ve bunun talepkârlık, kompulsif konuşma ve sahiplenicilik gibi oral özelliklerle [oral traits] belirginleşen oral karakterin [oral character] oluşumuna katkıda bulunduğunu ileri sürmüştür.
Oralitenin duygudurum bozukluklarıyla ilişkisi uzun ve karmaşık bir geçmişe sahiptir. Bazı analistler oral çatışmaların hem depresyona hem de maniye yatkınlık oluşturduğunu ileri sürmüş, pek çoğu ise depresif hastaların düşlerinde, fantezilerinde ve karakterlerinde oral temaların baskınlığına işaret etmiştir. Ayrıca Freud’a ve diğerlerine göre (Abraham, 1911; Freud, 1917c; Rado, 1928), melankolinin yapısı kaybedilmiş bir sevgi nesnesinin içe-atımını içerir; bu ruhsal süreç, bilinçdışı bir oral emme fantezisiyle [unconscious fantasy of oral ingestion] bağlantılı olabilir.
D. Milrod (1988), oralitenin depresyona yatkınlık oluşturduğu görüşüne karşı çıkmış ve depresif bireylerde görülen belirgin oralitenin, gerekli narsisistik malzemeleri [narcissistic supplies] elde ederek öz-değeri yeniden kurmaya yönelik çaresiz bir çabayı temsil ettiğini ileri sürmüştür.
B. Lewin (1950) ise oral evreden köken alan ve bilinçdışında varlığını sürdüren üç istek ya da fanteziden oluşan bir “oral üçlü” [oral triad] öne sürmüştür; bunlar yeme arzusu, uyuma arzusu ve yenilme arzusudur. Lewin, maninin gerçekliğin inkâr edildiği ve oral üçlünün iki yönü -uyuma arzusu ile yenilme arzusu- üzerindeki çatışmanın baskın hâle geldiği düş-benzeri bir durum olduğunu savunmuştur.
Kaynak:
American Psychoanalytic Association. (2012). Orality. İçinde Psychoanalytic terms and consepts (4. baskı, s. 184).

Bir yanıt yazın