Kaynak / Yazılar

Çift Terapisi Nedir?

ÖZET

Bu makale, çağdaş çift terapisinin [contemporary couple therapy] güncel durumu ile yeni gelişmelerinin eleştirel bir analizini ve sentezini sunmaktadır. Anlatının merkezinde, çift terapisinin öne çıkan bir müdahale yöntemi ve tutarlı bir uygulama bütünü hâline gelmesindeki evrim yer almaktadır. İnceleme, çift terapisi araştırmalarından ve temel ilişkisel bilimden türeyen alanın güçlü ampirik temellerinin ele alınmasıyla başlamaktadır. Çift terapisi, ilişki sıkıntısını azaltmak ve ilişki kalitesini artırmak için yaygın biçimde kabul edilen yöntemi oluşturmaktadır. Ayrıca, hem tek başına bir müdahale olarak hem de diğer tedavi formatlarıyla birlikte kullanıldığında, çift temelli müdahaleler; geniş bir yelpazedeki özgül ilişkisel işlev bozukluklarının yanı sıra bireysel duygusal ve fiziksel sağlık sorunlarını ele almadaki etkililikleri açısından önemli ölçüde ampirik destek kazanmıştır. Ortak etkenler, paylaşılan stratejiler ve yaklaşımlar arasındaki dikkat çekici ölçüde benzer düzenlemeler aracılığıyla yöntemlerin yakınsamasını vurguluyoruz. İncelememiz ayrıca yaklaşımlar arasındaki temel farklılıklara, bu farklılıklarla bağlantılı göreli güçlü yönlerin ve sınırlılıkların tanınmasının önemine ve belirli bir çift için müdahaleler seçilirken ve uyarlanırken modeller arasındaki farklılıklardan yararlanılmasına da dikkat çekmektedir. Tartışma, teletıp ve ilişkili dijital teknolojilerin etkisi, belirli sorunlara ve çeşitli popülasyonlara yönelik özgül tedavilerin genişlemesi, çift terapisi ile ilişki eğitiminin kesişimi ve daha geniş sistemik ve küresel dinamikleri ele almaya ilişkin süregelen güçlüklerin yanı sıra yeni fırsatlar da dâhil olmak üzere, alandaki son eğilimlerin ele alınmasıyla son bulmaktadır.

ANAHTAR KELİMELER

klinik uygulama [clinical practice], çift terapisi [couple therapy], evlilik terapisi [marital therapy], psikoterapi [psychotherapy], ilişkiler [relationships]


GİRİŞ

Bu makale, çift terapisine ilişkin önemli bir el kitabının editörlüğünü tamamlamamız vesilesiyle kaleme alınmıştır (Lebow & Snyder, 2023). Bu kitabı hazırladığımız 4 yıl boyunca çift terapisi alanının genişliğini deneyimlerken, alanda ortaya çıkan eğilimleri, paylaşılan görüşleri, yaklaşımlar arasındaki farklılıkları ve heyecan verici yakın dönem gelişmelerini fark ettik. Burada, okuduklarımızdan kısmen yalnızca “verilerin elenmesi” olarak görülebilecek olanı, ancak aynı zamanda kaçınılmaz olarak çift terapisindeki ortak zemini ve çeşitliliği anlamlandırmaya yönelik kendi çabamızı da özetliyoruz. Çift terapisine ilişkin çok geniş yazın ve sunumlar yelpazesinden, alandaki geniş eğilimlerin yanı sıra yaklaşımlar arasındaki ortaklıkları ve süregelen başlıca farklılık ve tartışma noktalarını çıkarsamaya çalışıyoruz. Öyleyse, çift terapisi hakkında ne söyleyebiliriz?

ÇİFT TERAPİSİNİN ÖNE ÇIKIŞI

Çift terapisi, önemli ve yaygın biçimde uygulanan bir terapi biçimi olarak ortaya çıkmıştır. Bir zamanlar çift terapisi, psikoterapi ve psikolojik danışmanlık [counseling] üzerine değerlendirmelerde çoğunlukla sonradan akla gelen bir alan olup, esas olarak bireysel terapi ya da aile terapisinden türetilmiş ve çiftlere uyarlanmış yöntemlerden oluşurken, zamanla kendi başına duran, yaygın biçimde uygulanan ve kendine özgü yöntemleri bulunan bir tedavi biçimine dönüşmüştür. Psikoterapistler üzerinde yapılan en büyük uluslararası çalışma, psikoterapistlerin %70’inin çiftlerle çalıştığını ortaya koymuştur (Orlinsky & Ronnestad, 2005). Uzman psikoterapistlerin psikoterapide gelecekteki uygulamalara ilişkin öngörülerini inceleyen bir araştırma, çift terapisinin önümüzdeki on yılda en fazla büyüme göstermesi muhtemel format olduğunu göstermiştir (Norcross et al., 2013) ve bu öngörünün doğrulanmış olduğu görünmektedir.

Çift terapisinin önde gelen bir terapötik yöntem olarak gelişmesini ve yaygın biçimde benimsenmesini üç temel etken yönlendirmiştir. Bunlardan ilki, çift sıkıntısının yüksek yaygınlığıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk evliliklerin %40–50’si boşanmayla sonuçlanmaktadır (Kreider & Ellis, 2011). Küresel olarak, verilerin mevcut olduğu neredeyse tüm ülkelerde boşanma oranları 1970’lerden bu yüzyılın başına kadar artmıştır (Organization of Economic Cooperation and Development, 2011) ve boşanma, bir zamanlar nadiren görüldüğü ülkelerde bile yaygın hâle gelmiştir (Doherty et al., 2021). Boşanma riski daha düşük olanlar arasında bile, birçok çift ilişkisi önemli çalkantı dönemleri yaşamaktadır.

Bu yöntemler bütününün giderek daha fazla öne çıkmasına yol açan ikinci etken, ilişki sıkıntısının yetişkin partnerlerin ve çocuklarının duygusal ve fiziksel iyi oluşu üzerindeki olumsuz etkisidir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırmada, akut duygusal sıkıntının en sık belirtilen nedenleri çift ilişkisi sorunları olmuştur (Swindle et al., 2000). Sıkıntılı ilişkiler içindeki partnerlerin bir duygudurum bozukluğu, anksiyete bozukluğu ya da madde kullanım bozukluğu yaşama olasılıkları anlamlı ölçüde daha yüksektir (McShall & Johnson, 2015) ve daha fazla fiziksel sağlık sorunu geliştirme olasılıkları da artmaktadır (Waite & Gallagher, 2000). Ayrıca, çift sıkıntısı çocuklarda ruhsal ve fiziksel sağlık sorunları, düşük akademik performans ve çeşitli başka güçlükler de dâhil olmak üzere çok çeşitli zararlı etkilerle ilişkilendirilmiştir (Bernet et al., 2016).

Çift terapisinin öne çıkmasını hızlandıran üçüncü etken, ilişki yaşamına ilişkin daha yüksek beklentilerin gelişmesidir. Bir zamanlar ilişkisel mutsuzluğa yalnızca katlanılması gerekirken, günümüzde çiftler ilişki yaşamından çok daha yüksek beklentilere sahiptir ve çift terapisini daha iyi ilişkilere giden bir yol olarak görmektedirler (Cherlin, 2009; Dowbiggin, 2014; Finkel, 2017).

ÇİFT TERAPİSİ: GELİŞEN BİR ALAN

Çift terapisi, sürekli gelişen bir alandır. Kuramsal yönelimi aşan çift terapisi ilkeleri ortaya çıkmış; aynı şekilde, çift sıkıntısını azaltmayı ve ilişki kalitesini iyileştirmeyi amaçlayan, yaygın biçimde kullanılan çeşitli özgül çift terapisi yaklaşımları da geliştirilmiştir. Bununla birlikte, belirli çift ya da bireysel sorunları (ör. partner saldırganlığı, sadakatsizlik ve depresyon) ve belirli popülasyonları (ör. beliren yetişkinler, LGBTQ çiftler ve üvey aile çiftleri) hedefleyen başka çift temelli müdahaleler de geliştirilmiştir. Bireysel terapi ve aile terapisinin çeşitli yöntemleriyle hem kuramsal hem de teknik bağlantılar sürmekle birlikte (Lebow, 2014), alan artık kendine özgü önde gelen yaklaşımlar bütününü içermekte, yakın ilişkilere odaklanan çok büyük bir temel araştırma birikimine dayanmakta ve yöntemlerinin etkililiğini ve etkinliğini destekleyen kapsamlı bir ampirik kanıt bütünü sunmaktadır. Dolayısıyla, çiftlerle etkili müdahalenin, ilişkisel bilime dayanan kendine özgü bir kuramlar, yaklaşımlar ve yöntemler bütününü gerektirdiği artık son derece açık hâle gelmiştir.

Çift terapisinin kısa bir tarihi

Gurman ve Fraenkel (2002), çift terapisine ilişkin klasik incelemelerinde, alanın gelişimindeki aşamaları tanımlamışlardır. İlk olarak, 20. yüzyılın başlarında, psikoeğitim ile öğüt vermenin pragmatik bir karışımını içeren kuramsız evlilik danışmanlığı [atheoretical marriage counseling] uygulanmaya başlanmıştır. Bu aşamada, çiftlerle çalışanların çoğu kendilerini psikoterapist olarak tanımlamıyor ve çoğu zaman eşleri birlikte görmüyordu. Alanın ikinci aşaması olan psikanalitik deneysellik, 1930’larda, o dönemin baskın terapi biçimi olan psikanalitik psikoterapiden [psychoanalytic psychotherapy] çiftlerle çalışmaya doğru genişleyerek başlamıştır. Bu tedavide partnerler çoğunlukla aynı terapist tarafından ayrı ayrı görülme eğilimindeydi; bu uygulama daha sonra eşzamanlı terapi [concurrent therapy] olarak adlandırılmıştır. Ancak zamanla bu çalışma, her iki eşin de bir terapistle birlikte seanslara katıldığı birleşik terapilerin [conjoint therapy] başlangıcına evrilmiştir. Bununla birlikte, Michaelson (1963), 1940’larda çiftlerin yalnızca %5’inin birleşik olarak görüldüğünü, 1960’ların ortalarına gelindiğinde ise bu oranın yalnızca yaklaşık %15’e yükseldiğini tahmin etmiştir. Çift terapisinin üçüncü aşaması, 1960’lar ve 1970’lerde aile terapisi [family therapy] devriminin sarsıcı etkisinden doğmuştur; bu dönemde, sistemler kuramından [systems theory] güçlü biçimde etkilenme ortak zeminini paylaşan birkaç önde gelen sistemik terapi [systemic therapy] modeli ortaya çıkmıştır. Deneyimsel, stratejik, yapısal, psikanalitik, kuşaklararası ve davranışsal terapiler gibi temel aile sistemleri terapilerinin alt varyasyonları çiftlere ve çift terapisine odaklanmıştır (Gurman & Kniskern, 1981). Etkileşimsel temele sahip bu terapilerde partnerler neredeyse her zaman birlikte görülmüştür.

Farklı bir bakış açısından, çift terapisi sosyokültürel etkilerle ilişkili olarak da gelişmiştir. Dowbiggin (2014), çiftlerin rehberlik için öncelikle aileye ve sosyal çevreye [community] başvurmalarından, danışmanlık profesyonellerinden yardım aramaya yönelmelerine doğru tarihsel bir değişim tanımlamıştır. Ayrıca, kişisel mutluluk, cinsel doyum ve daha modern toplumsal cinsiyet rolleri üzerindeki vurgusuyla evlilik danışmanlığının, 20. yüzyıl orta sınıf Amerika’sının kültürel bağlamıyla hem uyumlu olduğunu hem de bu bağlama katkıda bulunduğunu ileri sürmüştür. Doherty (2020) de benzer biçimde çift terapisinin gelişimini, boşanma oranındaki artış, feminizmin ortaya çıkışı, çokkültürlü perspektiflerin açıklığa kavuşturulması ve Amerikan kültürünün evliliğe bakışındaki değişimler gibi daha geniş sistem etkenlerine tabi olan 20. yüzyıl aile yaşamı bağlamına yerleştirmiştir.

21. yüzyılda çift terapisinin en yakın dönemindeki evresinde, çift terapisi olgun bir disiplin olarak ortaya çıkmıştır. Çift terapisi, çok çeşitli özgül tedavileri bünyesine katmış ve hem terapilerin etkililiği açısından hem de gelişmekte olan ilişkisel bilim birikimine dayanan temeli bakımından daha güçlü bir kanıt temeline ulaşmıştır. Çift terapisi ayrıca kavramsal çerçevesini feminizmi, çokkültürlülüğü ve toplumsal cinsiyet ile cinselliğe ilişkin daha geniş bir bakışı içerecek biçimde genişletmiştir. Böylece “çift” kavramı artık çok daha geniş bir çift çeşitliliğine işaret etmekte ve bu değişimle birlikte “evlilik terapisi” adlandırmasından “çift terapisi” adlandırmasına geçilmiştir. Nitekim çift terapisinin süregelen evrimi artık sosyal medya ve teknolojinin artan kullanımının yanı sıra LGBTQ hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, ırkçılık, sosyal adalet, politika, cinsellik, bireysellik, özgürlük ve toplumsal cinsiyet kimliği üzerine açık tartışmaları da içermektedir (Doherty, 2020). Bu dönem ayrıca çok sayıda bütünleştirici yöntemin gelişip yaygınlaşmasını ve çift terapisinin, partnerlerin bireysel sorunlarını tedavi etmeye yönelik bir format olarak geliştirilmesini de kapsamaktadır.

ÇİFT TERAPİSİ İŞE YARIYOR!

Derlemeler ve meta-analizler, çift terapisinin ilişki sıkıntısını azaltmadaki etkililiğini doğrulamaktadır (Bradbury & Bodenmann, 2020; Doss et al., 2022; Lebow et al., 2012; Roddy et al., 2020; Shadish & Baldwin, 2003). Bilişsel-davranışçı çift terapisi, bütünleştirici davranışçı çift terapisi ve duygu odaklı çift terapisi, ilişki sıkıntısı için özgül ve yerleşik tedaviler olarak kabul edilmelerini sağlayacak yeterli kanıta sahiptir. Bununla birlikte, genel olarak meta-analizler davranışçı ve davranışçı olmayan terapilerin benzer etki oranlarına sahip olduğunu göstermektedir (Shadish & Baldwin, 2005). Çift terapisi alan ortalama bir kişi, tedavi sonunda tedavi almayan bireylerin %70–80’inden daha iyi durumdadır -bu iyileşme oranı, bireysel ruh sağlığı bozukluklarına yönelik en etkili psikososyal ve farmakolojik müdahalelerle yarışmakta ya da onları aşmaktadır. Çeşitli çift tedavileri ayrıca cinsel güçlükler (McCarthy & Thestrup, 2008), sadakatsizlik (Baucom et al., 2006) ve yakın partner şiddeti (Epstein et al., 2015; Stith et al., 2011) dâhil olmak üzere özgül ilişki sorunlarındaki etkililiklerini destekleyen kanıtlar da elde etmiştir. Bununla birlikte, tedavilerin yakından izlenmediği klinik ortamlardaki etkililiğin kontrollü araştırmalardakinden bir miktar daha düşük olduğuna ilişkin bazı göstergeler vardır (Bradbury & Bodenmann, 2020). Ayrıca, birçok sorunda olduğu gibi, çift terapilerinin çoğunun etkisinin birkaç yıllık izlem süresi içinde çiftlerin yaklaşık yarısında azaldığına ilişkin kanıt bulunmaktadır (Bradbury & Bodenmann, 2020).

Genel ya da özgül ilişki güçlüklerini azaltmanın yanı sıra, çeşitli klinik araştırmalardan elde edilen kanıtlar, çift terapilerinin eşlik eden duygusal, davranışsal ve fiziksel sağlık sorunları üzerindeki yararlı etkisini desteklemektedir (Babinski & Sibley, 2022; Fischer et al., 2016; Goger & Weersing, 2022; Hogue et al., 2022; Lamson et al., 2022; Stith et al., 2022). Örneğin, yetişkin partnerlerden birinin depresyon ya da anksiyete (Wittenborn et al., 2022), travma sonrası stres (Monson et al., 2012) ve alkol sorunları (McCrady et al., 2016) yaşadığı durumlarda çift temelli müdahaleleri destekleyen kanıtlar bulunmaktadır. Fiziksel sağlık sorunlarına yönelik çift temelli müdahaleler giderek genişleyen bir uygulama alanını oluşturmaktadır; partnerlerden birinin kanser, kronik ağrı, kardiyovasküler hastalık, anoreksiya nervoza ya da tip 2 diyabet yaşadığı çiftler de dâhil olmak üzere geniş bir durum yelpazesinde çift terapisinin yararlarını destekleyen kanıtlar ortaya çıkmaya başlamıştır (Fischer et al., 2016; Lamson et al., 2022; Rohrbaugh et al., 2012; Shields et al., 2012; Woods et al., 2020). Bireysel ruhsal ve fiziksel sağlık sorunlarına yönelik çift temelli müdahalelerin tipik bileşenleri; partner desteğine, iletişimin iyileştirilmesine ve bozukluğun çift ilişkisi üzerindeki olumsuz etkisine daha fazla dikkat edilmesine vurgu yapar. Çift temelli tedavilerin bireysel bozukluklara genişletilmesi, bu yüzyılda çift terapisindeki en önemli gelişmelerden birini yansıtmaktadır.

İLİŞKİ BİLİMİNDEKİ TEMEL

Çağdaş çift terapisinin önemli bir yönü, ilişki bilimine [relational science] dayanan güçlü temelidir. Çift terapisinin, ilişki bilimi diye bir alan henüz var olmadan önce bir uygulama yöntemi olarak başladığını göz önünde bulundurun. Nitekim, ortaya çıktığı dönemde, sosyal psikolojinin yalnızca en ilkel başlangıçları vardı. İlişki biliminin uygulamaya dâhil edilmesi istikrarlı ve gelişen bir süreç olmuştur.

Bilimle yaygın olarak kabul gören ilk bağlantılar, sonuç ve etkililik değerlendirmelerinin çift terapilerine dâhil edilmesi biçiminde ortaya çıkmıştır (Gurman & Kniskern, 1981). Pek de şaşırtıcı olmayan biçimde, bu çabalar başlangıçta ölçülebilir sonuçlara odaklanmayı reddeden ve araştırma literatüründe daha seyrek temsil edilen terapileri uygulayan kişilerde önemli ölçüde tepkiye yol açmıştır (Gurman & Kniskern, 1978). Tarihsel bağlam içinde, terapi sürecine ve sonucuna ilişkin nüanslı bir görüşü benimseyen Alan Gurman’ın, sonuçlara yönelik bu ilk vurgunun başlıca öncüsü olması ironiktir (Gurman & Kniskern, 1978); yine de onun nüanslı görüşü bile güçlü bir olumsuz tepkiye yol açmıştır. Günümüzde, çeşitli çift terapilerinin etkisine ilişkin kanıtların yaşamsal rolü yaygın biçimde kabul edilmektedir. Çift terapilerinin çoğu, ilişki sıkıntısını azaltmak ve çiftin iyi oluşunu artırmak gibi açık bir amaçla başlar; bunlar, tedavi almayan kontrol koşullarındaki çiftlerde tipik olarak görülen ilişki doyumundaki sınırlı değişikliklerle kolayca karşılaştırılabilen ölçülebilir sonuçlardır (Baucom et al., 2003; Roddy et al., 2020).

Bir ölçüde, çift terapisi hem meta-analitik verilerin hem de literatürün sistematik derlemelerinin çift terapisinin geniş kapsamlı ve kayda değer etkisini (Bradbury & Bodenmann, 2020; Doss et al., 2022; Roddy et al., 2020; Shadish & Baldwin, 2003, 2005) ve onun bazı özgül yaklaşımlarının etkisini (Fischer et al., 2016; Roddy et al., 2016; Wiebe & Johnson, 2016) doğrulaması sayesinde daha sağlam bir biçimde yerleşmiştir. Araştırmalar ayrıca, çift terapisinin birincil odağı ilişkisel işleyiş olduğunda bile, çift terapisinin bireysel işleyiş üzerindeki etkisini de vurgulamaktadır. Dahası, tedavinin yokluğunda bazı sorunlarda görülen kendiliğinden düzelmenin aksine, araştırmalar terapi almayan sıkıntılı çiftlerde ilişki doyumunda çok az iyileşme olduğunu göstermektedir (Baucom et al., 2003; Roddy et al., 2020). Ruh sağlığı ve diğer sağlık hizmeti sunum sistemleri, çift temelli tedavilerin böylesine açık ve ölçülebilir sonuçlarla bağlantılarını temel önemde görmektedir.

Çift terapisi üzerinde temel ilişki bilimi araştırmalarının etkisi daha da belirgin olmuştur. Çift terapisinin erken biçimleri, gelişmekte olan ilişki bilimi alanından yalnızca zaman zaman yararlanırken, günümüzde yaklaşımların çoğu yöntemlerinin temelinin bir parçası olarak ilişkilere ilişkin temel araştırmalara atıfta bulunmaktadır. Bunlar arasında bağlanma, iletişim süreçleri, davranış alışverişleri ve duygusal rezonans üzerine araştırmaların yanı sıra, belirli sorunları olan ya da belirli popülasyonlardan gelen çiftlerin özelliklerine ilişkin araştırmalar da yer almaktadır. Gottman’ın (1999) 20. yüzyılın sonlarında ortaya koyduğu temel araştırma ile uygulama arasındaki bağlantılar, bu tür temel bilim araştırmalarının uygulamaya dâhil edilmesi konusunda başkalarına model olmuştur. Bilim temelli çift terapilerinin ortaya çıkışından sonra, ilişkiler hakkındaki fikirlerini bu kavram ve yöntemlerin ampirik temelini açıkça ortaya koymadan savunanların güvenilirliği azalmıştır -popüler medyada zaman zaman moda olmaya devam etseler bile. Ayrıca, ampirik incelemeyle birlikte kuramları yanlışlayabilme ve hatta bazı sınanmamış fikirlerin potansiyel olarak zararlı etkilerini belirleyebilme olanağı da ortaya çıkmıştır.

SİNİRBİLİMLE BAĞLANTILAR

İlişki biliminin uygulamaya dâhil edilmesiyle yakından bağlantılı olarak, son on yılda ilişkisel sinirbilimin çağdaş yaklaşımlarla bütünleştirilmesinde hızlı bir ilerleme yaşanmıştır. Çift terapisi modellerinin çoğu, ilişkisel yaşamda beyin işlevini değerlendirmeye olanak veren teknoloji mevcut olmadan önce geliştirilmiştir. Bununla birlikte, çiftlerin işleyişine ilişkin sinirbilimden elde edilen bilgilerin büyük ölçüde artmasıyla birlikte, çift terapileri ortaya çıkan bu heyecan verici yeni bilgi birikimini bünyelerine katmaya başlamıştır. Özellikle Fishbane’in (2015) nörobiyolojiyi çift bağlamına uyarlaması önemli ölçüde etkili olmuş ve çift terapistlerinin sinirsel yollarla çalışmayı doğrudan kendi müdahale repertuarlarının bir parçası olarak kullanabilmelerine bir köprü sağlamıştır. Sinirbilimin diğer uygulamaları da duygu odaklı çift terapisinin (Greenman et al., 2019) ve Gottman yöntemi terapisinin (Gottman & Gottman, 2015) yanı sıra birçok başka özgül yaklaşımın da temel bir parçası hâline gelmiştir (Tatkin, 2011).

Ancak burada bir çekince vardır. İlişkisel sinirbilim [relational neuroscience] henüz emekleme dönemindedir. Çalışmalar karmaşıktır; çift süreçlerini eşzamanlı olarak etkileyebilecek ve bu süreçlerden etkilenebilecek sayısız olası nörotransmiter ve beyin yapısı bulunmaktadır. Yöntemler, nabız oksimetreleri gibi basit ve kolayca erişilebilen araçları kullananlardan -Covid-19’un etkilerini izlemek için birçok kişinin satın aldığı ve burada da işe yarayan düşük maliyetli bir araç- çok pahalı fMRI tarayıcılarına kadar uzanır. Literatürü incelerken ve bulguların klinik uygulamaya ilişkin sonuçları hakkında ileri sürülen iddiaları değerlendirirken, bir yaklaşımı destekleyen belirli bulguların başka bir yaklaşımı da destekleyebileceğini; bazı bulguların tek bir çalışmadan geldiğini, oysa tüm araştırma bulgularının geniş ölçüde uygulanabilir olarak görülebilmeden önce farklı bağlamlarda tekrarlanması ve sınanması gerektiğini; bazen korelasyonlardan nedensellik çıkarmak üzere uygunsuz biçimde genelleme yapan iddialarda bulunulduğunu; ve sinirbilimden elde edilen bulgular bütününün, yaygın biçimde kabul gören kanıta dayalı bir bilgi kümesi üretmeye daha yeni başladığını anlamak yaşamsal önem taşır.

YAKINSAK YÖNTEMLER

Çift terapisindeki en belirgin eğilimlerden biri, farklı kuramsal yaklaşımlar arasında özgül müdahale yöntemlerinin giderek ortaya çıkan ve kayda değer ölçüde yakınlaşmasıdır.

Çift terapisi hem çoğulcu hem bütünleştiricidir

Çağdaş çift terapileri, bireysel terapide ve çift terapisinin daha önceki biçimlerinde tipik olarak tanımlanmış olan terapi ekollerinin ve kuramsal yapıların sınırlarını sıklıkla aşmaktadır. Bu nedenle, örneğin, günümüzde bilişsel-davranışçı çift yaklaşımları yalnızca bilişlere ve davranış dizilerine odaklanmanın ötesine geçmekte; bunun yerine duyguya, anlama ve erken dönem deneyimlere de yönelmektedir (Baucom et al., 2019; Epstein et al., 2016). Benzer biçimde, psikanalitik bireysel terapi neredeyse yalnızca aktarım, erken dönem deneyimlerin etkisi ve içsel deneyim gibi etkenlere odaklanırken, bu yaklaşımların çift terapi varyasyonları iletişim becerileri geliştirme gibi başka birçok unsuru da içermeye başlamıştır (Nielsen, 2017). Böyle bir bütünleşme, çift terapileri arasındaki karşılıklı etkileşimden -yararlı fikirlerin başka modellere özümsenmesinden- ve ayrıca, yönelimi ne olursa olsun her çift terapistinin karşılaştığı güçlü pragmatik sorunlardan kaynaklanır -örneğin giderek tırmanan öfkeli etkileşimlerin nasıl yönetileceği, terapiye daha az yatırım yapan partnerin sürece nasıl dâhil edileceği, olumlu bağın nasıl destekleneceği ya da eşlik eden bireysel duygusal veya fiziksel sağlık sorunlarıyla nasıl başa çıkılacağı.

Yaklaşımların çoğu, aile öyküsünün, bilişin, duygunun ve içsel psikolojik süreçlerin etkisi gibi çeşitli yönleri içeren biyopsikososyal bir temelden hareket eder. Dolayısıyla, insan deneyiminin birden çok düzeyine temas ederler (Lebow, 2014). Örneğin, duygu odaklı çift terapisi (Greenman et al., 2019) altta yatan birincil ve türev duyguları, bunun yanı sıra bağlanmayı da ele alır. Geliştirilmiş bilişsel davranışçı terapi (Epstein & Baucom, 2002) davranış örüntülerini, bunun yanı sıra ilişkisel şemaları ve duyguları da ele alır. Gottman yöntemi terapisi (Gottman & Gottman, 2015, 2017) etkileşimlerin doğrudan davranışsal düzeyini ve çok daha derin bir anlam düzeyini ele alır. Bütünleştirici sistemik terapi (Pinsof et al., 2018) ise davranışsal etkileşimden içsel deneyime kadar insan deneyiminin birçok düzeyini ele alır.

Yaklaşımlar, her bir bileşeni ne ölçüde vurguladıkları bakımından kuşkusuz farklılık gösterirler -bu, makalenin ilerleyen bölümlerinde ele aldığımız bir konudur- ancak aralarındaki örtüşme kayda değerdir. Bazen yazarlar yaklaşımlarını açıkça bütünleştirici olarak tanımlarlar, bazen ise tanımlamazlar; ancak bunu açıkça yapıp yapmamalarından bağımsız olarak, bütünleştirici unsurlar çoğu zaman yaklaşımların içine nüfuz eder.

Çift terapistleri, çağdaş yaklaşımların yöneldiği özgül olguların kapsamının genişlemesine ve aynı zamanda bu olguların kavramsallaştırıldığı çeşitli kuramsal çerçevelerin genişlemesine yönelik bu eğilimleri nasıl düşünmeli ve bunlardan nasıl yararlanmalıdır? 1970’lerde ortaya çıkan yaklaşımlardan biri eklektisizmdi [eclecticism] -özgül tekniklerin ya da yapıların, bu tekniklerin ya da yapıların başlangıçta yer aldığı kuramsal çerçeveye bağlılık (hatta onu dikkate alma) olmaksızın ödünç alınması olarak tanımlanır (Lazarus, 1989). Bununla birlikte, eklektisizmin bazı riskleri vardır -bunların başında özgül müdahalelerin sistematik olmayan, hatta birbiriyle çelişen biçimde kullanılması ve etkililikleri için belirli bileşenlerin birlikte uygulanmasının sinerjik etkilerine dayanan müdahalelerin parçalarına ayrılması olasılığı gelir.

Eklektisizme bir alternatif çoğulculuktur [pluralism] -birden çok kuramsal perspektifin geçerliliğini ve yararlılığını kabul eden ve herhangi bir anda belirli bir olgu için müdahale stratejilerini klinik uygunlukları ve potansiyel yararlılıkları temelinde uyarlayarak, farklı kuramsal modellerden yapı ve müdahale stratejilerinden yararlanan bir yaklaşım. Çoğulculuk, müdahalelerin her zaman bir kuramsal çerçeve içinden kavramsallaştırılması bakımından eklektisizmden farklıdır. Snyder (1999), işbirlikçi ittifakın kurulması ve başlangıç krizlerinin yönetilmesi temelinden başlayıp, çift ikilisinin [couple dyad] güçlendirilmesi ve ilgili ilişki becerilerinin geliştirilmesi üzerinden, bilişsel bileşenlerin ve ilişki sıkıntısının gelişimsel kaynaklarının ele alınmasına doğru ilerleyen altı düzeyi içeren çoğulcu bir çift terapi yaklaşımını savunmuştur. Fraenkel’in (2019) sunduğu çift terapisinde terapötik palet [therapeutic palette] yöntemi, çoğulcu uygulamaya özellikle incelikli bir yaklaşım ortaya koymaktadır.

1990’lara gelindiğinde, terapistlerin çoğunluğu kendilerini “eklektik”ten ziyade “bütünleştirici [bütüncül]” [integrative] olarak tanımlamaya başlamıştı -aralarındaki farkı kavrayışları sınırlı olsa bile. Bütünleştirme, kuramsal yapıların ya da terapötik tekniklerin tek ve birleşik bir sistem ya da çerçeve içinde harmanlanması yoluyla çoğulculuğun ötesine geçer. Bütünleştirmenin iki hattı, ortak etkenlerin ve paylaşılan stratejilerin belirlenmesini içerir; bunların her birini burada daha ayrıntılı olarak ele alıyoruz.

Ortak faktörler

Çift terapisinin temelinde bir dizi ortak faktör yer alır (Sprenkle et al., 2009). Bunlar, terapötik ittifak, umut aşılama ve geri bildirime dikkat etme gibi bireysel terapiyle paylaşılan ortak faktörleri içerir. Ayrıca, ilişkisel bir çerçeveyi sürdürme, aktif bir terapi tarzı, işlevsiz ilişki örüntülerini bozma ve işlevsel olanları destekleme ve ilişkisel bir terapötik ittifak oluşturmaya yönelik bir çaba gibi, ilişkisel terapilere özgü ikinci bir ortak etkenler kümesi de vardır. Tüm modeller ortak etkenlerden açıkça söz etmese de, çoğu bunlara dikkat eder. Örneğin, terapötik bir ittifak oluşturmayı ve bunun karmaşıklıklarını ele almayı içermeyen bir yaklaşım bulmak nadirdir.

Paylaşılan stratejiler

Ortak etkenlerin ötesinde, ya belirli bir yaklaşım içinde ortaya çıkıp diğer terapilere taşınmış ya da farklı yaklaşımlarda önemli müdahale yolları olarak gelişmiş çok çeşitli stratejiler bulunmaktadır (Lebow, 2014). Örneğin, yaklaşımların çoğu bir tür karşılıklı empati ve anlayışı, partnerler arasında bir tür müzakereyi, ilişkinin güçlü yönleriyle bir tür etkileşim ve bunlara odaklanmayı, olumlu bağın bir tür duygulanımsal yeniden kurulmasını, ortak soruna bireysel katkıların bir tür anlaşılmasını ve çatışmaya dayalı etkileşimleri daha yapıcı hâle getirmek için bir tür farkındalık ya da duygulanım düzenlemeyi geliştirmeye çalışır. Sıklıkla paylaşılan stratejiler arasında örüntüleri izleme, dinleme, tanıklık etme, zihinselleştirmeyi destekleyen psikoeğitim, yumuşamayı teşvik etme ve bağlanmayı güçlendiren deneyimler yaratma yer alır.

Dikkat çekici olarak, bu paylaşılan stratejilerin adlandırılması, ortak zeminin fark edilmesinde çoğu zaman bir engel oluşturabilir. Bilişsel yeniden yapılandırma, yeniden çerçeveleme ve yeniden öyküleme gibi terimler, farklı yaklaşımlardaki benzer müdahaleler için kullanılan farklı jargonlara örnektir. İronik olarak, yerinde ve ilişkisel bilime dayalı olsalar da, bağlanma ve farklılaşma gibi belirli kuramlarla özdeşleşmiş sözcükler çoğu zaman ayrıştırıcı hâle gelir. Jargon, yaklaşımlar arasındaki benzerliklerin fark edilmediği ve yöntemlerdeki küçük farklılıkların ortak zeminin önüne çıkarıldığı bir Babil Kulesi’ni kolayca davet eder (Miller et al., 1997). (Dikkate değer istisnalar da vardır -örneğin, duygu odaklı çift terapisinde “yumuşama” [softening] sözcüğünün kullanımı, farklı yaklaşımlar arasında geniş ölçüde tanınan bir müdahale için kusursuz sözcüğü sağlayarak son derece yararlı olmuştur.)

Seansların yapısı ve diğer düzenlemeler

Çift terapisine yönelik çok sayıdaki farklı yaklaşım ve terapinin kullanıldığı çeşitli sorunlar ve amaçlar göz önüne alındığında, paylaşılan düzenlemelerin kapsamı oldukça dikkat çekicidir. Günümüzde çift terapisi öncelikle birleşik olarak yürütülmekte ve bireysel partnerlerle ayrı iletişime ilişkin açıkça belirlenmiş bir dizi kural bulunmaktadır. Seanslar en yaygın olarak haftada 1 saat gerçekleştirilir ve yöntemlerin çoğu, sürecin seanslar arasına taşınmasını sağlayan bazı uygulamalar -örneğin ev ödevları- içerir. Çift terapisi yalnızca birkaç seans sürebileceği gibi yıllarca da devam edebilir; ancak modellerin çoğu 3 ile 12 ay arasında süren bir süreç öngörmektedir. Daha kısa ya da daha uzun zaman dilimlerinde uygulanmak üzere geliştirilmiş sayısız yöntem bulunmasına -ve çoğu zaman zorunlu olarak seans sayısını sınırlayan randomize kontrollü çalışma protokollerinin ardından bile- ve daha kısa ya da daha uzun seans süreleri kullanılmasına rağmen, standardın büyük ölçüde standart olarak kalması dikkat çekicidir. Bunun alışkanlık tarafından mı, sigorta geri ödemesi gibi maliyetle ilgili etkenler tarafından mı, yoksa bunun en etkili seçenek olduğuna ilişkin ortak bir anlayış tarafından mı yönlendirildiği ise hâlâ açık bir sorudur.

Çift terapileri kökenlerinden bu yana evrilmiştir

Çift terapisi modelleri, her biri kendi geliştiği döneme kök salmış çeşitli kuramsal geleneklerden ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, psikoterapilerin doğasında şu vardır: kuramlar ve kavramlar çoğu zaman zaman içinde varlığını sürdürürken, özgül yaklaşımlar bunu yapmaz. Örneğin, davranışsal evlilik terapisi başlangıçta ayrı ve tekil bir yaklaşımdı. Bu özgün tedavinin yerini büyük ölçüde, kapsamı önemli ölçüde genişlemiş olan bilişsel-davranışçı çift terapisi (Epstein & Baucom, 2002) ve bütünleştirici davranışçı çift terapisi (Christensen et al., 2020) almıştır. Benzer biçimde, duygu odaklı terapinin yerini duyguya odaklanmış çift terapisi (Johnson, 2015) ve duygu odaklı çift terapisi (Goldman & Greenberg, 2015) almıştır. Aynı şekilde, erken dönem psikanalitik terapilerin yerini nesne ilişkileri çift terapisi (Scharff & Scharff, 2005; Siegel, 2015) ve zihinselleştirme temelli çift terapisi (Bleiberg et al., 2023) almıştır. Bowen terapisi (Bowen, 1972) ve bağlamsal terapinin (Boszormenyi-Nagy, 1987) yerini de büyük ölçüde kuşaklararası terapinin daha geniş ve bağlanma yönelimli bir versiyonu almıştır (Fishbane, 2019). Yapısal, deneyimsel ve stratejik çift terapisi gibi diğer erken dönem terapilerin günümüzdeki belirginliği azalmıştır; ancak hâlâ kendilerine bağlı bir takipçi kitlesine sahiptirler ve kritik etkileri çeşitli çağdaş yaklaşımlarda görülebilmektedir. Buna paralel olarak, anlatı terapisi (Freedman & Combs, 2015) gibi bazı çift terapisi biçimlerinin uygulaması büyük ölçüde genişlemiş ve evrilmiştir. Ayrıca, sosyokültürel açıdan uyumlanmış çift terapisi (McDowell et al., 2018) ve kabul ve kararlılık çift terapisi (Lawrence et al., 2023) gibi daha yeni çift terapisi biçimlerinin yanı sıra, özgül sorunları ya da popülasyonları hedefleyen çok sayıda özgül terapi de ortaya çıkmıştır.

Kültüre ve toplumsal cinsiyete merkezi bir rol

Çift terapisi, “evlilik” terapisi olarak başladı -yani çifti kimlerin oluşturduğuna (bir erkek ve bir kadın), çift olarak yasal statülerine (evli) ilişkin sabit bir fikirler bütünüyle ve çoğu zaman roller ve ilişkinin diğer yönleriyle ilgili stereotipik bir beklentiler kümesiyle. Bu perspektiften bakıldığında, çok fazla öz-düşünümsellik içermeyen evlilik terapisi, çoğunlukla beyaz, orta ve üst sınıf Amerikalıların ve Avrupalıların deneyimine sesleniyordu. Feminist, kuir ve çokkültürlü perspektiflerin yanı sıra çift terapisinin dünya çapında yaygınlaşması da bu perspektifi büyük ölçüde değiştirmiştir (Addison & Coolhart, 2015; Kelly et al., 2019). Çift terapisi artık toplumsal cinsiyet, cinsel tercih, sınıf, kültür, ırk, etnisite ve toplumsal konumun diğer yönleri boyunca yakın ilişkilere yardımcı olmaya yönelik bir araçtır.

Çiftleri, kişilere daha fazla ya da daha az ayrıcalık sağlayan -ve daha fazla ya da daha az marjinalleştirilme ve baskı deneyimine yol açan- kültür, ırk, etnisite, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve toplumsal konumun diğer yönleri bağlamında anlamak, çift terapisinin temel bir yönü hâline gelmiştir. Dahası, çift terapileri belirli çift türlerine uyarlandığında en yararlı hâle gelir; örneğin LGBTQ çiftlere yönelik uyarlamalar (Coolhart, 2023; Green & Mitchell, 2015) ve üvey aile çiftlerine yönelik uyarlamalar (Papernow, 2018a) ya da Siyah Amerikalı çiftlerle terapide (Kelly et al., 2019) veya Latin kökenli çiftlerle terapide (Falicov, 2014) göz önünde bulundurulması gereken özel hususların tanımlanması gibi. Bu içgörüler ve uygulamalar, klinisyenlerin çift terapisine ilişkin tercih ettikleri kuramsal yaklaşımdan vazgeçmelerini gerektirmez; ancak çiftlerle duyarlı ve etkili bir biçimde çalışılması bağlamında yaşamsal önem taşıyan ek hususlar ortaya koyar.

ÇİFT TERAPİSİNİN ORTAK UNSURLARI

Değerlendirme

Birçok sistem düzeyinde (ör. bireysel partnerler, ilişkileri ve daha geniş ailevi ve kültürel bağlamlar) birçok alanın (ör. duygular, bilişler ve davranışlar) değerlendirilmesi [assessing], çift terapisi müdahalelerinin planlı ve etkili bir biçimde seçilmesi, uyarlanması ve sıralanması açısından temel önemdedir. İster örtük ister açık biçimde olsun, farklı yaklaşımların tümü, ilgili müdahalelerin yürütülmesinde bireysel farklılıklara dikkat etmenin önemini kabul eder. Benzer biçimde, neredeyse tümü, belirli müdahalelerin etkisini değerlendirirken terapinin hem sürecinin hem de ilerlemesinin izlenmesinin ve klinik formülasyonun (ister açık ister örtük olsun) ve terapi planının buna göre gözden geçirilmesinin öneminden söz eder.

Bununla birlikte, hem kuramsal modeller hem de çift terapisinin özgül uygulamaları; normatif ve idiografik yaklaşımlara ilişkin felsefi konumları, belirli içerik ya da yöntemleri savunmaları ve biçimsel değerlendirmenin müdahaleden zorunlu olarak önce gelip gelmediğine ya da bunun yerine terapi boyunca organik biçimde gelişip gelişmediğine ilişkin görüşleri bakımından farklılık gösterir. Bazı yaklaşımlar titiz bir değerlendirmeyi ve açık bir olgu formülasyonu ile tedavi planının oluşturulmasını savunurken (Christensen et al., 2020), bazıları bunu savunmaz. Anlatı terapisi gibi bazı yaklaşımlar ise belirli değerlendirme yöntemlerinden açıkça kaçınır (Freedman & Combs, 2015). Değerlendirme yöntemlerini bilinçli olarak bünyesine katan yaklaşımlar arasında da biçimsel bir değerlendirme aşaması bulunabilir -örneğin bireysel ve birleşik görüşmeleri birleştiren dört seanslık bir protokol (Chambers, 2012)- ya da bulunmayabilir; benzer biçimde, çeşitli yaklaşımlar ya da özgül uygulamalar standartlaştırılmış anketleri veya bir dizi gözlemsel işi öngörebilir (Gottman, 1999; Gottman & Gottman, 2015) ya da öngörmeyebilir.

Değerlendirmeyle bağlantılı bir diğer konu, çift terapisi için belirli dâhil etme ya da -daha yaygın olarak- dışlama ölçütlerinin belirlenmesidir. Çift terapisi modellerinin çoğu, orta düzeyden şiddetliye uzanan partner saldırganlığını, aktif alkol ya da diğer madde kötüye kullanımını, devam eden sadakatsizliği veya psikotik belirtileri birleşik çift terapisi için kontrendikasyon olarak görür. Bununla birlikte, paradoksal olarak, bu sorunlara yönelik özgül çift temelli tedaviler de vardır; örneğin, partnerlerden birinde madde kullanım bozukluğu bulunan çiftlere yönelik tedaviler (McCrady et al., 2016) ya da sadakatsizliğe yönelik tedaviler (Baucom et al., 2009; Scheinkman & Werneck, 2010). Dikkatli bir değerlendirme, bu ya da benzeri sorunlardan herhangi birinin çift terapisinin daha genel kuramsal modelleri içinde ele alınıp alınamayacağına, daha özelleşmiş müdahale protokolleri gerektirip gerektirmediğine ya da belirli bir olguda herhangi bir çift terapisinin yararsız olmasının muhtemel olup olmadığına ilişkin bilinçli kararların verilmesini kolaylaştırır.

Çok sayıda müdahale stratejisi ve teknik

Geliştirilmiş olan zengin ve birbirinden farklı müdahale yöntemlerinin bütünü hayranlık uyandırıcıdır. Açıkça görülmektedir ki, en yaratıcı ve en keskin kavrayışlı klinisyenlerden bazıları bu olağanüstü yöntemler çeşitliliğini geliştirmiştir. Çiftlere yardımcı olmaya yönelik çeşitli modeller, çift terapistlerinin tedaviye dâhil edebileceği çok çeşitli etkin bileşenlerle dolup taşmaktadır. Bununla birlikte, etkili terapistler, kuramlar arasında hangi ayrımlar bulunursa bulunsun, çift terapisinde çoğu zaman birbirine çok benzeyen çalışma yolları geliştirirler. Açıkça, yaklaşımlar arasında karşılıklı etkileşim de olmuştur.

Sistemik bakış: Diziler ve incinebilirlik döngüleri

Neredeyse tüm çift terapilerinin paylaştığı önemli vurgulardan biri, ilişkisel güçlüklerin gelişme sürecinde ortaya çıkan kişilerarası dizilerin [sequence] izlenmesinde yatar. Bu, paylaşılan sistemik anlayışların etkisine işaret eder. Belirli süreçler bireylerin içinde yer alabilse de, partnerler arasındaki kaçınılmaz karşılıklı etkiler, çiftlerin tedavisinin temelinde yer alan yaşamsal anlayışı tanımlar. Yakın ilişkilerin doğası gereği, partnerlerin düşünceleri, duyguları ve davranışları kaçınılmaz olarak birbirlerini ve ilişkilerini süregiden, yinelemeli bir biçimde etkiler.

Bu döngüler [cycle], farklı yaklaşımlarda çeşitli biçimlerde adlandırılır ve bu döngülerde en büyük öneme sahip olduğu düşünülen özgül içsel bileşen, yaklaşımdan yaklaşıma değişir. Bu nedenle Scheinkman ve Fishbane (2004) incinebilirlik döngüsünden [vulnerability cycle] söz ederken, Johnson ve çalışma arkadaşları duygu odaklı terapiyi tartışırken karşılıklı bağlanma yaralanmalarına [mutual attachment injury] gönderme yaparlar (Johnson, 2015). Pinsof ve arkadaşları (2018) ise bütünleştirici sistemik terapiyi tanımlarken dizilerden [sequence] söz ederler. Bu süreçler nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, burada gönderme yapılan temel dizi, sıkıntı yaşayan partnerlerin şefkatli biçimde ilişkiye girmek yerine birbirlerinden uzaklaştıkları ya da kontrol için saldırganca mücadele ettikleri çok düzeyli bir kişilerarası süreci içerir. Çift terapisinin çeşitli genel modelleri, bu süreçlerin, köprülerin temelini aşındıran pas gibi, partnerler arasındaki olumlu bağı nasıl aşındırabileceğini ortaya koyar. Bu çift terapi modelleri, çiftlerin yaşamsal ve sevgi dolu bir bağı nasıl geliştirebileceklerini ve sürdürebileceklerini olduğu kadar, bu tür bağların hangi süreçler yoluyla zayıfladığını da tanımlar. Benzer biçimde, belirli sorun ve meselelere yönelik çift terapileri de -örneğin travma sonrası stres bozukluğu ya da cinsellik- bu meselelerin bireysel ve ilişkisel işleyişin daha geniş dokusuna nasıl örüldüğünü vurgular.

İlişki doyumuna pragmatik odak

Bir başka açık örtüşme noktası, çift sıkıntısını [couple distress] azaltmaya ve ilişki doyumunu [relationship satisfaction] artırmaya yönelik ikili odakta yatar. Neredeyse tüm çift terapileri, birbirini tamamlayan bu iki sonucu hedefleyen özgül müdahaleleri vurgular. Bununla birlikte, modeller bunlardan birine diğerine kıyasla verdikleri göreli önem bakımından farklılık gösterir. Tanım gereği, belirli ilişki sorunlarına -örneğin partner saldırganlığı ya da sadakatsizlik- veya bireysel sorunlara -örneğin depresyon ya da anksiyete bozuklukları, alkol sorunları ve akut tıbbi sorunlar- yönelik çift temelli uygulamalar, bu güçlüklerin azaltılmasını hedefler; ilişki doyumundaki iyileşme ise çoğu zaman aracı yollardan biri olarak görülür. Tarihsel olarak birçok çift terapisi, yakınlığı artırmaktan çok çatışmayı azaltmaya odaklanmıştır -ancak daha yakın dönemde, duygusal bağı ve paylaşılan anlamı teşvik etmek gibi ilişkilerin olumlu yönleri daha fazla odak noktası hâline gelmiştir. Çift işleyişine ilişkin kuramlar ve bunlarla bağlantılı müdahale modelleri, bağlanma, zihinselleştirme, karşılıklı kabul, problem çözme ve iletişim, anlatılar ve toplumsal cinsiyet ya da sosyokültürel bilinç gibi ilişkilerin belirli yönlerine farklı ölçülerde vurgu yaparak merkezi bir rol oynar.

Etik değerlendirmeler

Farklı yönelimlerden çift terapistleri, ortak bir etik değerlendirmeler [ethical consideration] bütününü kabul ederler. Çift terapileri belirli bir durumda en uygun etik kararın ne olduğu konusunda anlaşamayabilse de -örneğin, belirli sırların, özellikle de geçmiş davranışlara ilişkin sırların saklanıp saklanmaması konusunda- etik meselelerin nerede ortaya çıktığı ve bu meseleler hakkında nasıl düşünülmesi gerektiği konusunda neredeyse tam bir görüş birliği vardır. Bu nedenle, çift terapisinde etik üzerine tartışmalar, özgül uygulama ya da altta yatan kuramsal model ne olursa olsun, neredeyse tüm çift terapilerini ilgilendirir (Barnett & Jacobson, 2019; Gottlieb et al., 2008; Margolin et al., 2023). Çift terapistleri aynı karmaşık ikilemler ve sorular bütünüyle uğraşırlar ve çoğu zaman şu tür meselelerde benzer yanıtlara ulaşırlar: çift terapisi sırasında partnerlerden biriyle yapılan özel iletişimin gizliliği; terapide danışanın kim olduğunun belirlenmesi ve partnerlerden birinin ilişkiden ayrılma isteğine nasıl yanıt verileceği; ya da yakın partner şiddeti riskiyle nasıl başa çıkılacağı. Bazen belirli bir durumda ne yapılması gerektiği konusunda farklılıklar vardır; bununla birlikte, başkalarının farklı konumlar benimseyebileceği ve belirli konumları benimsemenin içerdiği karmaşıklıkların farkında olunmaksızın bu meseleler hakkında bir görüş ileri sürülmesi nadirdir. Bununla birlikte, çift terapisi gibi karmaşık bir uğraşın uygulamasında, iyi uygulamaya ilişkin tartışmaya açık bazı standartlar konusundaki inançları bakımından istisna oluşturan kişilerin her zaman bulunacağını unutmamalıyız.

Bireysel terapi ve aile terapisiyle ilişki

Çift terapisi kendisini bireysel terapi [individual therapy] ve aile terapisinden [family therapy] farklılaştırmış olsa da, bu modaliteleri bünyesine katacak bir yer de bulmuştur. Bireysel terapiyle ilişkili olarak, yöntemlerin çoğu bir arada var olur ve çoğu zaman bireysel partnerlerden biriyle yürütülen tamamlayıcı çalışmalar aracılığıyla güçlendirilmeye aktif olarak çalışılır. Bazı modellerde bu “bireysel” çalışma çift formatı içinde yapılabilse de, birçok yaklaşım farklı bir terapistle eşzamanlı yürütülen bireysel terapinin tamamlayıcı bir rolü olduğunu ileri sürer.

İronik olarak, sistemik kökleri göz önüne alındığında, çift terapisine ilişkin açıklamalarda eşzamanlı aile terapisine, bireysel terapiye kıyasla daha az yer verilir. Bazı yaklaşımlar, çift terapisi ile aile terapisi arasındaki akışkanlığı korumaktadır (en azından terapide odaklanılan birim açısından). Kuşaklararası yaklaşımlar köken aileye önemli ölçüde odaklanır ve bazıları hâlâ köken aileyi çift terapisi seanslarına dâhil eder (Fishbane, 2019). Çocuklara odaklanan aile sistemleri değerlendirmeleri de, partnerlerden birinin ilişkiyi bitirmeye eğilimli olduğu, diğerinin ise sürdürmek istediği ve çift terapisine girme kararı verilmeden önce bu durumla çalışıldığı özel koşullarda çift sıkıntısı ele alınırken merkezi bir dikkat odağı hâline gelir; bu durumda çocuklar üzerindeki etki tipik olarak önemli bir etken olarak ortaya çıkar (Doherty & Harris, 2017). Buna ek olarak, Wymbs ve arkadaşları (2023), dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ya da yıkıcı davranış bozuklukları olan gençlerin aileleriyle yürütülen çok formatlı bir yaklaşımın parçası olarak çiftlerle çalışmanın rolünden söz eder. Benzer biçimde, tıbbi sorunları olan çiftlerle terapiyi tartışırken Rolland (2019) ile Ruddy ve McDaniel (2015), bu yaklaşımın daha geniş tıbbi aile terapisinden nasıl türediğini açıklar. Dikkat çekici olarak, duygu odaklı çift terapisi gibi çift terapisinin en popüler biçimlerinden bazıları yakın zamanda bağlantılı bireysel ve aile terapisi biçimlerinin [related forms of individual and family therapy] ortaya çıkmasına yol açmıştır (Furrow et al., 2019).

Çift terapisinin aşamaları

İstisnalar olmakla birlikte, çift terapilerinin çoğu terapinin değerlendirme ve terapötik ittifakın oluşturulması aşamasıyla başlamasını, bunu değişimin desteklendiği bir aşamanın -örneğin çift sıkıntısının azaltılması ve olumlu bağın geliştirilmesinin- izlemesini ve ardından sonlandırma ile kazanımların sürdürülmesine yönelik bir kapanış aşamasının gelmesini öngörür. Başlangıç aşamasında, birçok yaklaşım klinik formülasyonun ve geçici tedavi planının açıkça paylaşılmasını ya da birlikte oluşturulmasını içerir; bu da çift terapisinin tüm aşamalarında işbirliği ve şeffaflığa yönelik alanda ortaya çıkan vurguları yansıtır.

YAKLAŞIMLAR ARASINDAKİ FARKLILIKLARIN BOYUTLARI

Çeviri devam ediyor …

← Tüm yazılara dön

Okur yorumları

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir