Zihinsel İşleyiş İlkeleri Nelerdir?

Yazar:

– Kategori:

Bu yazı, Freud’un ruhsal işleyişi açıklamak üzere geliştirdiği temel ilkeleri ve bu ilkelerin psişik süreçlerin yönünü nasıl belirlediğini ele alıyor. Haz/hazsızlık ilkesi, gerçeklik ilkesi, sabitlik ilkesi ve nirvana ilkesi arasındaki ilişkiler incelenirken, bu ilkelerin ruhsal gerilimlerin düzenlenmesindeki işlevleri açıklanıyor. Yazı ayrıca Haz İlkesinin Ötesinde ile birlikte yineleme zorlantısının öne çıkışını ve haz ilkesinin ikincil bir konuma yerleşmesini tartışıyor. (Editoryal)


“İlkeler” [principles] terimi, Sigmund Freud’un psişenin temel yasalarını betimlemek üzere öne sürdüğü temel önermelere ya da varsayımlara gönderme yapmak için kullanılır; bu ilkeler, zihinsel işleyişin [mental functioning] bir bütün olarak düzenlenmesinin ve anlaşılır hâle getirilmesinin temelini sağlar. Ruhsal aygıtın iki temel ilkesi haz/hazsızlık ilkesi [pleasure/unpleasure principle] ile gerçeklik ilkesidir [reality principle]; bunların diyalektik ilişkisi ve bileşimi, ruhsal/psişik dinamiklerin [psychic dynamic] örgütlenmesini açıklar.

İlke kavramı, psikanalitik metapsikolojide kendi başına ortaya çıkmaz; her zaman, temel ve düzenleyici özellikleri bu ilkeye göre belirlenen başka bir kavramla birlikte eklemlenir. Söz konusu ilke hangisi olursa olsun -haz/hazsızlık ilkesi ya da gerçeklik ilkesi veya bunların farklı biçimlerde ifade edilişleri olarak Nirvana ilkesi ya da sabitlik ilkesi (bunlardan sonuncusu, psikanalizin kuramsal pratiğinin güncel ve tarihsel külliyatında kavramsal açıdan daha az önemlidir)- bir ilke, ruhsal süreçlerin eyleminin yönelimini betimler; bu yönelim onların doğrultusunu belirler ve hangi koşullar altında yürürlüğe konulacaklarını sınırlar. Dolayısıyla ilkeler, hem ruhu/psişeyi anlaşılır kılmak için kullanılan açıklayıcı ilkelerdir hem de psişenin tabi olduğu ya da tabi olmak zorunda bulunduğu yasalardır.

Freudcu metapsikolojide ortaya çıkan ilk ilke, Düşlerin Yorumu’nda (1900) öne sürülen hazsızlık ilkesidir [unpleasure principle]; bu ilkeye göre psişe, hazsızlığa yol açan gerilim kaynaklarını azaltmayı ya da ortadan kaldırmayı amaçlar. Bununla birlikte Freud, daha 1895 tarihli “Bilimsel Bir Psikoloji İçin Proje”de, haz verici deneyimlere ait bellek izlerini seçmeyi de amaçlayan ruhsal bir sürecin varlığını varsaymıştır.

Freud’un “Ruhsal İşleyişin İki İlkesi Üzerine Formülasyonlar”da (1911b) betimlediği haz/hazsızlık ilkesinin iki yönü vardır: bir yandan, geçmişte haz üretmiş ya da şimdi haz üretmesi muhtemel deneyimleri yeniden üretmek ve psişede yeniden temsil etmek, diğer yandan ise hazsızlığa yol açmış deneyimlerden kaçınmak ya da onları ortadan kaldırmak. Bu, haz verici deneyimler söz konusu olduğunda varsanısal arzu gerçekleşmesi [hallucinatory wish-fulfillment], hazsız deneyimler söz konusu olduğunda ise bastırma [repression] yoluyla işleyen bir seçim ilkesini [principle of selection] gerektirir. Bununla birlikte, varsanısal arzu gerçekleşmesi ya da bastırma gerçekte intrapsişik gerilimlerin ortadan kalkmasını sağlayamaz ve yalnızca haz/hazsızlık ilkesiyle sınırlı bir organizma yaşamını sürdüremez.

Dolayısıyla haz ilkesi yürürlüğe girdiğinde, “hazzın gerçeklik ilkesi” [reality principle of pleasure] olarak adlandırılabilecek şeyle -yani en azından başlangıçta dışsal bir nesneye başvurmayı varsayan, gerilimin etkili biçimde azaltılması ilkesiyle- karşılaşır. Bu nedenle gerçeklik ilkesi haz ilkesini geçersiz kılmaz; tersine, içsel ve dışsal gerçekliğin koşullarını hesaba katarak onun ifade ve eylem biçimini dönüştürür.

İntrapsişik gerilimlerin mutlak biçimde azaltılması sonucunda değil, belirli bir eşik ya da sabit düzeye göre azaltılması ve gerçekliğin belirli gereklerine tabi olunması yoluyla hazza ulaşılması olgusunu yöneten ilke sabitlik ilkesidir [constancy principle]. Öte yandan nirvana ilkesi [nirvana principle], psişenin gerilim kaynaklarını dolaysız ve mutlak biçimde azaltma -sıfıra indirme- eğilimini ifade eder. Görüldüğü üzere, yukarıda anılan ilkelerin tümü haz/hazsızlık ilkesinin yörüngesi içinde konumlandırılabilir; bunlar, ruhsal yaşamın başka özelliklerini değişen ölçülerde kendi işleyişlerine dahil eden türevlerdir [derivative], ancak bunu yaparken psişenin eyleminin yönelimini belirleyen birincil ve temel ilkeyi sorgulamazlar.

“Haz İlkesinin Ötesinde” de (1920) Freud, haz/hazsızlık ilkesiyle görünüşte çelişen süreçleri betimlemeye başladı. Bu denemede, ne yaşandıkları sırada ne de sonradan etki (après-coup) [deferred action] yoluyla herhangi bir bilinçli ya da bilinçdışı doyum üretmiş deneyimleri yeniden etkinleştiren zihinsel içtepilerin [mental impulse] varlığını vurguladı. Haz/hazsızlık ilkesinin bu istisnaları yineleme zorlantısından [repetition compulsion] kaynaklanır. Böylece “Haz İlkesinin Ötesinde”yle birlikte haz ilkesi ikincil bir ilke olarak görünmeye başlar; birincil, dolaysız ya da temel eğilim artık hazsızlıktan kaçınmak ya da haz aramak değil, daha önceki bir durumu yinelemek, önceki bir duruma geri dönme eğilimidir.

Kaynak:

Roussillon, R. (2005). Principles of mental functioning (G. Wells, Trans.). In A. de Mijolla (Ed.), International dictionary of psychoanalysis (Vol. 2, pp. 1325–1326). Macmillan Reference USA.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir