Savunmalar ve Direnç (8. Bölüm)

Tüm psikanalitik kuramların özünde, gelişimin belli bir ölçüde ruhsal acı [psychic pain] ya da anksiyete [anxiet] olmaksızın gerçekleşemeyeceği düşüncesini buluruz.¹ Psikanalizin farklı ekollerini kesen ortak bir izleksel çizgi, hastanın anksiyetesinin doğasını ve hastanın bununla nasıl başa çıktığını anlama yönündeki kalıcı ilgidir. Bu bölümde, anksiyeteye ve onu yönetmek üzere devreye sokulan savunma mekanizmalarına [defence mechanisms] ilişkin psikanalitik bakış açılarını inceleyeceğiz. Ayrıca, savunmaların psikoterapötik durum içindeki görünümünü, yani direnci [resistance] de ele alacağız.

Anksiyeteye İlişkin Psikanalitik Perspektifler

Freud, anksiyete deneyimini ruhsal işleyişimizin merkezine -insan olmanın tanımlayıcı ruhsal yükü olarak- yerleştirmiştir. Yaşam ve ölüm dürtülerinin varlığı ve bunların kaçınılmaz çatışması nedeniyle Freud, anksiyetenin kaçınılmazlığını vurgulamıştır. Anksiyeteye ilişkin iki kuram ileri sürmüştür. İlk kuramında anksiyeteyi, dürtüsel gerilimlerin birikimine verilen bir tepki olarak anlamıştır. Anksiyete, tehlikeli olarak hissedilen belirli fikir ya da düşüncelerle bağlantılı değildir; bunun yerine, cinsel perhiz [sexual abstinence] sonucunda ortaya çıkan cinsel enerjinin birikiminden kaynaklandığı ileri sürülmüştür. Bu durumun ise hazsızlığa [unpleasure] yol açtığı belirtilmiştir. Bu görüş, dürtüsel gerilimlerin boşaltımına yönelik içkin bir güdülenme varsayan dürtü modeliyle (bkz. 2. Bölüm) uyumludur.

1926 yılında Freud ikinci anksiyete kuramını ortaya koymuştur. Bu kuramda anksiyeteyi, egoya yönelik bir tehlike sinyali olarak tanımlamış; anksiyetenin, egoyu bir travmanın ya da başka bir “tehlike” durumunun (örneğin sevilen bir nesneden ayrılma ya da onu kaybetme) meydana gelişi konusunda uyardığını ileri sürmüştür. Travmanın rolü Freud’un bu ikinci kuramında belirginleşir; buna göre anksiyete, egonun kendisini çaresiz hissettiği travmatik bir durumun sonucudur. Bu modelde anksiyete, gerçek ya da hayali tehlikelere karşı bir sinyal işlevi görerek egoyu bunaltıcı bir durum tarafından ezilmekten korur. Sinyal anksiyetesi [signal anxiety] -çünkü işlevi, egonun içinde bir tehlike durumuna işaret etmektir- otomatik anksiyeteye [automatic anxiety], yani topyekün parçalanma [total disintegration] korkusundan kaynaklanan ilkel bir anksiyeteye karşı savunma işlevi görür. Freud’un nesne ilişkisel bakış açısıyla [object‐relational perspective], sevilen nesnenin ya da sevginin kaybı korkusu, kastrasyon ve süperego kınaması ile kendiliğin kaybı ya da parçalanması gibi infantile tehlike durumlarını tartıştığı, bu ikinci kuram bağlamında karşılaşırız.

Freudyenler, anksiyeteyi zihnin yapısal modeli [structural model of the mind] içinde formüle eder ve anksiyetenin, ya id’den ya da süperego’dan kaynaklanan belirli türlerini ayırt ederler. Süperego anksiyetesi [superego anxiety], kabul edilemez cinsel, saldırgan ya da bağımlı yönelimler nedeniyle cezalandırılma korkusunu içerir. İd anksiyetesi [id anxiety] ise saldırgan ya da cinsel dürtüler üzerindeki kontrolün kaybedileceği korkusunu içerir. Günümüzde çatışmaların -dolayısıyla anksiyetenin- yalnızca dürtüsel gerilimlerden değil, aynı zamanda karşılanmamış ihtiyaçlardan [need] ya da eksikliklerden [deficit] de kaynaklandığı kabul edilmektedir. Anksiyetenin, yalnızca ruhsal dengeyi tehdit eden dürtüler tarafından değil, aynı zamanda belirli bir duygu ya da dürtünün ifade edilmesinin beklenen sonucu tarafından (örneğin cezalandırılma korkusu) tetiklendiği ileri sürülmektedir.

Klein, Freud’un düşüncesini ileriye taşıyarak yalnızca onun yaptığı gibi anksiyetenin kaçınılmaz olduğunu değil, aynı zamanda yaşamın en başından itibaren mevcut olduğunu da ileri sürmüştür. Ölüm dürtüsünü [death instinct] (yani doğuştan var olduğu varsayılan yıkıcılığın varlığını) doğumdan itibaren etkin kabul ederek Klein, yaşamın ilk yılının ilk yarısında savunma mekanizmalarını harekete geçiren özgün bir intrapsişik çatışmanın başlangıçtan itibaren var olduğunu öne sürer; bu çatışma, bebeği katlanılamaz anksiyete durumlarından korumaya yöneliktir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir